MAHİ - III / Kırk Yedinci Bölüm
Yazar: Tuğba Atıcı Coşar

Merhaba canlarım, Yeni bölüm sizlerle. Oy verdiysek, o zaman başlayalım. Keyifli okumalar diliyorum. Umarım seversiniz. Lütfen yorum yapmayı da unutmayalım. ♥️ Beklemek cehennemdir ama beklerim seni. W. Shakespeare Bana Bakmayın – Nahide Babashli Mahinev Ali Asaf’ın uyanmasının üzerinden iki gün geçti. İkinci günde de hepimiz hastanede birlikteydik. O gün evdekilere haber vermiştik ve hemen koşup gelmişlerdi. Herkes bu sefer mutlulukla ağlarken hiçbirimiz bir diğerini durdurmaya kalkmadı. Ali Asaf hâlâ yoğun bakımdaydı ama artık durumu riskli değildi. Doktorlar bu sefer bilinçli olarak onu çoğu zaman uyutuyorlardı. Bedeninin dinlemesi gerektiğini, ancak böyle iyileşeceğini söylemişlerdi. Ayrıca ona abisinden hemen bahsetmemizi de tembihlemişlerdi. Bu kadar erken stres yaşaması ya da onun ani tepkiler vereceği konuların en azından bir süre ertelenmesi gerektiğini özellikle vurgulamışlardı. Hepimiz kabul etmiştik tabii ama içimden bir ses Ali Asaf’ın sessiz kalmamıza müsaade etmeyeceğini söylüyordu. Herkes bunun farkındaydı. Doktor konuşurken birbirimizi tedirgin gözlerle izlemiştik ama hiçbirimiz tek kelime edememiştik. Onu nasıl durduracağımız hakkında kimsenin bir fikri yoktu fakat üzerimde dolanan gözleri hesaba kattığımda herkesin bana umut bağladığının farkındaydım. Kimseyi dinlemeyeceğinden adım gibi emindim. Belki beni bile dinlemeyecekti. Bugün doktor görüşmemiz daha güzel haberler almamızla sonuçlanmıştı. Artık yoğun bakımdan çıkacak, tedavisine odasında devam edecekti. Bu mutlu haber kalbimin göğsümde adeta bir kuş varmışçasına çırpınmasına sebep olmuştu. O kadar heyecanlı o kadar hevesliydim ki yerimde zar zor duruyordum. Dün biraz Lina’yla vakit geçirmiştim. Asık suratını düzeltmek için elimden geleni yapmış olsam da babasıyla ilgili sorularını geçiştirmek zorunda kalmak hayatımda yaptığım en zor şeylerden biriydi. Ona babasının acil bir iş için gitmesi gerektiğini söylediğimde biraz daha iyi hissetmişti ama yine de sanki bir şeyler olduğunu hissetmiş gibi ürkek davranıyordu. Ali Asaf odaya alındıktan sonra ne olursa olsun onun Lina’yla görüşmesi gerektiğini düşünüyordum. Ama önce Ali Asaf’ın toparlanması gerekiyordu. Fiziken bunun için çabalayacaktık fakat Orhan abiyi ona nasıl söyleyeceğimizi düşünmek beni çok geriyordu. Doktor yapılması gereken her şeyi anlatıp gittiğinde hepimiz sessiz kaldık. Emine annem ve Seyhan teyze bir köşede ağlarken Osman amca karısının elini tutup, sırtını duvara yaslamıştı. Kaan, Ayşe, Selim, Bahar, Hakan, Korhan ve Gökhan’la birlikte biz de bir köşedeydik. Gökhan, “Ben gidip Tahir’e haber vereyim,” dediğinde başımı sallayarak onu onayladım. Korhan araya girdi. “Bende seninle geleyim.” Sonra önce Selim’e sonra da bana bakarak konuşmaya devam etti. “Odaya alındığında haber verirsiniz değil mi?” Selim, “Veririz,” dediğinde bende gülümseyerek karşılık verdim. İkisi koridorun diğer tarafındaki odaya ilerlerken arkalarından baktık. Bahar gülümseyerek, “Çok şükür,” dediğinde uzanıp elimi tutarak sıktı. “İyi olacak,” dedim bende ona karşılık gülümseyerek. Mektup olayından beri Bahar’ın kendini suçladığını biliyordum. Hem benim tek başıma yaşadıklarımı hazmedemiyordu hem de bir yanı abisi için üzülüyordu. İkimizi de yeterince destek olamadığını düşündüğünü biliyordum fakat benim için öyle değildi. Bahar her daim benim yanımda olmuştu. Kaan araya girip, “Herhalde iyi olacak yavrusu,” dediğinde kurduğu cümle hepimizi güldürdü. Ağlamakla karışık gülümsemelerle birbirimize baktık. “Coşkuna haber verdiniz mi?” dedim aniden aklıma gelince. “Evet verdim. Birazdan gelir,” dedi Kaan. O sırada Hakan’ın telefonu çaldı. Hakan bizden isteyip telefonu açtığında karşıdan gelen kadın sesi duyduk. “Geldin mi canım?” dediğinde yüzünde huzurlu bir ifade belirdi. Karşısındaki kişi ona cevap verdiğinde Hakan konuşmaya devam etti. “Tamam güzelim ben taksiyle gelip alırım seni,” dedi. O sırada hızlı adımlarla yanımıza yaklaşan Coşkun’a kaydı dikkatim. Gömleğinin yakası kaymış, saçları darmadağınıktı. “Ne bu hal,” d…