MAHİ - I / Yedinci Bölüm
Yazar: Tuğba Atıcı Coşar

Seziyorum ki kaçacaksın… Yalvaramam, koşamam ama Sesini bırak bende… -Aziz Nesin Öldüm Ağlasam Ne Olur – Sevcan Orhan Mahinev İnsan kalbi, yaradılış gereği en güçlü kaslardan oluşurmuş. Belki de Yaradan, en çok canımızı yakacak olan organımız için bir koruma mekanizması yaratmış bizim için. Bazı acıları bedenimiz kaldıramazken, kalbimizin kaldırması da bu sebeptendi bence. En azından ben, kalbim bu kadar acırken, bu kadar yorgun hissederken hâlâ hareket edebilme sebebimin bu olduğunu düşünüyordum. Hazırladığım ufak çantamı elime alıp merdivenlerden indiğimde, Emine annem salondaki masaya kahvaltıyı hazırlamıştı bile. Yüzümde oluşan gülümsemeye engel olamadım. Elimdeki çantayı merdivenin dibine bırakıp, masaya doğru ilerlediğim sırada, Emine annem mutfaktan elinde iki bardak çayla çıktı. Dün verdiğim karardan sonra onu arayıp konuşmuştum. Ayşe’nin durumundan bahsedince o da dün akşam hemen çıkıp gelmişti. Aslında gideceğimi telefonda söylemek istemiştim ama eğer benim oraya gideceğimi bilseydi konu ne olursa olsun gelmeyeceğini biliyordum. Bu ihtimali göze alamazdım. Tek başıma kalmamdan pek hoşlanmıyordu. Arada sırada, ders çalışmak için sessizlik istediğim zamanlarda oraya giderdim ve bu durumdan hoşlanmadığını her seferinde bana çekinmeden söylüyordu. Konu Ayşe ve Kaan olduğu için ne olursa olsun bunu riske atmak istememiştim. Akşam eve geldikten bir saat sonra biraz dinlenmek istediğimi söylediğimde bana ters ters bakmış ama tek kelime etmemişti. Üzerine gitmemeyi tercih etmiştim çünkü yüzümde ne gördüyse gözlerimin içine bir şeylerin farkında olduğunu belirtircesine dikkatlice bakmıştı. Elindeki bardakları masaya bıraktığında her zaman oturduğu sandalyesini çekip oturdu. “Gelecek başka bir şey var mı?” diye sordum. Çayına attığı tek şekeri karıştırırken başını sağa sola salladı. “Yok kızım, otur bakayım sen şöyle,” dediğinde tedirgin olarak yanındaki sandalyeye oturdum. Önümde duran tabağa kahvaltılıklardan azar azar alırken, aramızda gergin bir sessizlik oluştu. Ağzıma birkaç lokma atmıştım ki Emine annemin sessizce beni izlediğini fark ettim. Bakışları altında boğazım kuruyunca sıcak çaydan bir yudum alıp rahatlamaya çalıştım. “Anlat bakalım,” dediğinde sessizce yutkundum. “Ne anlatayım, Emine anne?” “Kızım sen beni salak mı sandın? Bak, sen gelip bana derdini anlatana kadar sesimi çıkarmadan bekleyecektim ama bu halin hiç hoşuma gitmiyor artık.” Gözlerim önce şaşkınlıkla açıldı, kendime gelebilmek için birkaç kere kırpıştırdım. Bakışlarımı onun üzerinde tutarak konuşmak istiyordum ama beni o kadar iyi tanıyordu ki ağzımdan çıkacak ufacık bahaneyi ya da geçiştirmeyi anlayacağını biliyordum. Sessizliğim uzun sürünce Emine anne masanın üzerinde duran elimin üzerine elini koydu. “Kızım,” dedi hafifçe okşayarak. “Benden mi çekiniyorsun?” “Yok öyle değil,” dediğimde başımı nedensizce yerde tuttum. “Kaldır bakayım o yüzünü!” derken sesi biraz kızgındı. Uyarısıyla ona baktım. Tekrar, “Kızım,” derken gülümsedi. “Ben senin derdini biliyorum. Sen içine attıkça ben de seninle birlikte burada şiştim.” Elimi yeniden okşadı. “Sen farkında değilsin ama ben senin kime nasıl baktığını görüyorum. Senin sessiz ağlamalarını hiç duymadım mı sanıyorsun? Sen üzüldüğünde ben de üzülmedim mi sanıyorsun?” Gözlerim dolduğunda ağlamamak için kendimi sıktım. Ondan gizleyemediğimin içten içe farkındaydım ama her şeyi bu kadar detaylı bildiğini de düşünmemiştim. “Hiçbir şey görmeseydim de o gün, annen için tek başına kaldığın gün, sadece onu yanına kabul etmenden anlardım.” Dudaklarımı sıkmaktan o kadar acımışlardı ki sonunda serbest bıraktım. Ama serbest bıraktığım şey sadece o olmadı. Gözümden birkaç damla yaş hızla kurtulup akarken, dudaklarımın arasından bir hıçkırık kurtuldu. “Ah benim güzel kızım.” Elimi daha fazla sıkınca sandalyemi geri itip yerimden fırladım. Onun yanında dizlerimin üzerine çöktüm ve uzun zamandır buna ihtiyacım varmış gibi başımı dizlerine yasladım. Emine annem saçlarımı usulca okşarken kendimi serbest bıraktım. Sanki çok u…