MAHİ - I / Altıncı Bölüm
Yazar: Tuğba Atıcı Coşar

Kimse, görmek istemeyenler kadar kör değildir. - Jonathan Swift Üflediler Söndüm – Olgun Şimşek (versiyonu) Mahinev Dün gece olanlardan sonra bugün neler yaşanacağını merak ediyordum. Ayşe’nin de Kaan’dan hoşlandığını öğrendiğimizde hepimiz rahatlamıştık. Şu işi sorun çıkmadan atlatalım, başka bir şey istemiyordum. Ben ve Ali Asaf konusunda da verdiğim kararın hâlâ arkasındaydım. Dün akşam Ayşe bana söz verdirdiğinde bir kez daha emin olmuştum. Ta ki birinin bizi, yani beni duyduğunu zannedene kadar… Bahar koşarak her yere bakmıştı ama kimsenin olmadığından emin olduğunda içim rahatlamıştı. Bu halim kızların diline düşmüştü tabii. Az önceki cesaretimin nereye gittiğini sorup gülmüşlerdi ama cesaretimle alakalı bir sıkıntım yoktu. Korkumun sebebi sözümün arkasında duramayacak olmam da değildi. Bunca zamanı doğru anı bekleyerek, doğru zamanı kollayarak geçirmiştim. Şimdi sıradan bir şeymiş gibi; Ali Asaf’a olan duygularımı birilerine anlatırken, onu nasıl sevdiğimi bu şekilde öğrensin, böyle duysun istememiştim. Beni tedirgin eden tek konu buydu. Söylemek istediğim ne varsa onun gözlerinin içine bakarak söylemek istiyordum. Bakışlarında görmek istediğim şeyleri belki göremeyecektim ama bunu da göze almıştım. Ben anlatırken yüzünde oluşan ifadeleri görmek istiyordum. Gözlerine bakarak konuşmak zorundaydım. Ali Asaf’la olan konumuzu daha sonra halledecektim çünkü şu an beni deli gibi strese sokan başka bir konu daha vardı. Ayşe ve Kaan… İkisi için mutlu olsam da Asuman teyze hâlâ ödümü patlatıyordu. Bu konuya nasıl tepki vereceğini kestiremiyorduk. Ayşe annesiyle konuşacağını söylemişti ama bundan da çok emin olamıyordum. Sanırım kızı direkt kaçırsak daha kolay olurdu. Salonun ortasında bir ileri bir geri yürüyüp duruyordum. Elimdeki telefon bir anda titreyince heyecana karışan ufak bir korkuyla yerimde sıçradım. Telefonun ekranına hızla baktığımda Bahar’ın aradığını gördüm. Telefonu açar açmaz, “Haber var mı?” diye sordu. Tuttuğumun farkında bile olmadığım nefesimi sesli bir şekilde bıraktım. “Yok. Seni de aramadı değil mi?” Belki ona haber gelir umuduyla heyecanlandım. Bahar da tıpkı benim gibi sesli bir nefes aldığında, cevap vermesine gerek yoktu. Belli ki onu da aramamıştı. Yine de Bahar anladığım şeyi onayladı. “Hayır,” deyip biraz bekledi. “Bu böyle olmaz, ben sana geleceğim,” dediğinde hevesle karşılık verdim. “Bence de gel, burada tek başıma heyecandan gebereceğim.” Yerimde zor duruyordum ve eminim Bahar da benim gibiydi. “Benim de evde delirmeme az kaldı. Bir yandan Ayşe’yi merak ediyorum, diğer yandan Ali Asaf abim bir garip.” Söylediği şeyden sonra ilgimin yön değiştirmesi sadece birkaç saniye sürdü. “Bir şey mi oldu?” diye sordum merakıma yenik düşerek. “Valla görünürde bir şey yok, soruyorum bir şey yok diyor ama tersliği üzerinde. Bana garip garip bakıyor, sanki bir şey söyleyecek de söyleyemiyor gibi… Arada bir suç işlemişim gibi sinirli sinirli yüzüme bakıp ağzının içinde söyleniyor. Anlamadım ki nesi var!” Anlattıklarına baktığımda farklı hiçbir şey görmüyordum. Gözümde canlanan Ali Asaf görüntüsüyle telefonda hafifçe kıkırdadım. “Bu anlattıklarının her zamanki huysuz Ali Asaf’tan ne farkı var, Bahar?” Söylediğim şeyden sonra Bahar da güldü. Sonra sesini kısık tutarak konuştu. “Köprüden önce son çıkış arkadaşım,” dedi gülmemeye çalışarak. “Bu adamla yoluna devam etme konusunda emin misin?” Bahar, kimse duymasın diye sesini kısık tutuyordu ama ben öyle yapmadım. Bahar’ın söylediği şeyden sonra kocaman bir kahkaha attım. Bahar da benim gibi kahkaha atarak karşılık verdi ama aniden gülmesi yarıda kesilince arkasından gelen -ne zaman duysam kalbimi sekteye uğratan- o kalın sesi duydum. “Bahar,” dedi huysuz. Telefonun diğer tarafında olmama rağmen sesinin tonundan gerginliğini algılayabiliyordum. Bahar, “Efendim abi,” derken muhtemelen telefonu kulağından uzaklaştırmıştı çünkü sesi artık daha uzaktan geliyordu. Yine de ikisinin konuşmalarını net olarak duyabiliyordum. “Nereye gidiyorsun?” diye sordu Ali Asaf. Bahar,…