MAHİ - III / Kırk Beşinci Bölüm
Yazar: Tuğba Atıcı Coşar

Sevdiklerimizi kaydetmek, hayatın en büyük acısıdır. - Dante Alighieri Kayıp – Mustafa Mert Koç Mahinev Elimin üzerinde gezinen pürüzlü parmakları hissederek gözlerimi araladım. Üzerimde ince bir örtü olduğunun farkındaydım fakat yine de bedenim sanki karın altında kalmış gibi üşüyüp titriyordu. Kendimi hiç olmadığım kadar hissiz ve boş hissediyordum. Bu duyguyu sanki tüm bedenim kabullenmiş ve benimsemişti. Bu kadar boş hissetmek, hem içeriden hem de dışarıdan acı çektiriyordu bana. Bedenim belki buz gibiydi ama içimde patlayan yakıcı nokta beni içeriden eritiyordu sanki. Belli belirsiz sesler doldu kulaklarıma. Emine annem ve Ayşe olduğunu fark ettim. Seslerini kısık tutmaya çalışarak kendi aralarında konuşuyorlardı. Olduğum yerde biraz daha hareket edince ikisi de aniden sustu. Gözlerimi açıp kendime gelmek ister gibi etrafıma bakındım. Yerimde doğrulup üzerimdeki örtü belimden aşağı kayana kadar hareket ettiğimde beni inceleyen gözlerin farkına vardım. Emine annem, sesine yansıyan endişeyle, “Kızım iyi misin?” diye sordu. Cevap vermeden önce biraz duraksadım. Yutkunma ihtiyacı hissederek etrafıma bakındım. Benden cevap gelmeyince Ayşe, “Mahi iyi misin?” diye yeniden sordu. Sanki sordukları soru bana çok uzaktan geliyormuş gibi hissediyordum. İkisini de onaylar gibi başımı aşağı yukarı salladım. Fısıldayarak, “İyiyim,” dediğimde ikisi de rahatlamış gibi tuttukları nefesi sesli bir şekilde bıraktı. Buraya nasıl gelmiştim ya da beni kim getirmişti hatırlamıyordum. Aslında zihnim o kadar karmaşa içindeydi ki kendime gelmekte zorlanıyordum. Aklıma gelenler şu an düşünmek istemediğim şeylerdi. Keşke bir düğme olsaydı da komple kapatıp hiçbir şey düşünemeseydim. Ama tabii ki buna engel olmam imkansızdı. Zihnim sanki bu anı bekler gibi karmaşa halinde gözlerime hücum eden görüntüleri bana sıralamaya başladığında sessizce inledim. Düşüncelerime dolan görüntüleri kafamdan atmak ister gibi başımı iki yana salladım ve aniden oturduğum yerden fırlayarak ayağa kalktım. Dengemi sağlamaya çalışarak ayakta birkaç saniye durmaya çalıştım. Ayşe yeniden, “Mahi,” diyerek cümlesine başladı ama konuşmadan önce onu durdurdum. Bir şeyler yapmam gerekiyordu. “Benim şey yapmam lazım,” dedim kendimden emin olamayarak. Kafamın içinde sürekli bir şeyler yapmam lazım sözleri yankılanıyordu adeta. Bakışlarımı odaklamakta zorlanarak tedirgince gözlerimi etrafta gezdirdim. Emine annem ve Ayşe telaşla önce birbirlerine, sonra yeniden bana doğru döndüler. Emine annem ben susunca konuştu. “Kızım bir konuşalım mı?” Başımı yeniden hızla iki yana salladım. Hayır, hayır, hayır … Ne konuşacaklarını biliyordum. Kabul etmeyecektim bunu. Asla. Dinleyemezdim. Hayır konuşamazdım. “İşim var benim,” dedim panikle. Sesim titredi. Sanki kelimeler benden bağımsız bir halde dökülüyordu dudaklarımdan ama umurumda değildi. Onlar beni durduramadan odanın içinde sersem bir şekilde birkaç adım atarak dolaştım ama ne yapacağımı bilemiyordum. Meraklı bakışların altında daha fazla ne yapacağım bilemeden dolanmak istemediğim için kendimi mutfağa doğru yürürken buldum. Emine annem ve Ayşe hemen peşimden geldiler ama ben çoktan mutfağa girmiş dolaplardan malzemelerimi çıkarmaya başlamıştım. “Kızım,” diye başladı Emine annem ama ona bakmadan konuştum. “Benim kek yapmam lazım,” dedim panikle. “Konuşarak yapamam,” diye devam ettim. Gözümden akıp, yanaklarımdan süzülen yaşı görmezden gelerek titreyen parmaklarla tek tek malzemeleri çıkarmaya başladım. Emine annem yanıma gelmek için hareket etti fakat Ayşe onu durdurunca tereddüt ederek bir bana bir Ayşe’ye baktı. Kararsız kalsa da kendini durdu. Ben, tüm malzemeleri sırasıyla karıştırırken sessizce beni izlediler. Sessizlik de çok can yakıyordu ama kelimeler şu an benim en büyük düşmanımdı. Konuşmaya başladıklarında, duymak istemediğim şeyleri söyleyeceklerdi biliyordum. Ağlamamak için direnmenin de bir faydası olmadığının farkındaydım. Ellerim kek malzemelerini karıştırmak için uğraşırken sessizce akan gözyaşlarımı kolumun tersiyle siler…