MAHİ - II / Özel Bölüm
Yazar: Tuğba Atıcı Coşar

Ciğerimde bir kış soğuğu, senin gittiğin günün ertesindeyim. -İlhan Berk Kara Yazım & Nereden Bileceksiniz - Ahmet Kaya Ali Asaf Lina’yı annemlere bıraktıktan sonra eczaneye uğrayıp yeniden eve geldim. Kapıdan girip üzerimdeki ceketi çıkardım ve elimdeki ilaç poşetiyle Songül’ün odasına ilerledim. Kapısını tıklattığımda beni içeri davet eden sesini duyup kapıyı açtım. Yatağının başlığına sırtını yaslamış, elinde tuttuğu defterine bir şeyler yazıyordu. Beni görünce defterin içinde tuttuğu kâğıdı katladı ve sayfaların arasına koyarak kapattı. İlaçlarını yatağının başucuna götürdüm. “Bugün nasılsın?” Sorduğum soruya omuzlarını silkerek cevap verdi. “Aynıyım galiba.” Moralini biraz olsun düzeltmek için gülümseyerek konuştum. “Bence daha iyisin.” Bana inanmamış gibi gözlerini devirdi ama sessiz kaldı. Huzursuzluğunu hissediyordum. “Abimle mi konuştunuz?” Soruma cevap vermeden önce biraz duraksadı. Başını sallayarak, “Evet,” dediğinde fazla üzerine gitmedim. “Ben bir gece yokum,” dediğimde gözlerime baktı. Nereye gittiğimi biliyordu. Yıllardır biliyordu ve hiçbir zaman da sorgulamamıştı ama son zamanlarda ne zaman gideceğimi söylesem bu konunun üzerine gidiyordu. “Ona gidiyorsun,” dedi durum belirtir gibi. Ben sessiz kalınca devam etti. “Yıllardır hiç aksatmadın. Her özel gününüzde görmeye gittin. Her doğum gününde uzaktan izledin. Bunlar dışında zaten sürekli gittin, bunu da bizden hiç saklamadın Ali Asaf ama sence de yetmedi mi?” Başımı iki yana salladım. “Bu konuyu konuşmayacağız.” Songül itirazımı görmezden geldi. “Yapma ne olur. Anlatalım artık, o da bilsin. Ali Asaf günah değil mi sana da ona da?” Elimi yüzüme götürüp sıkıntıyla yüzümde gezdirdim. “Kaç yıl geçti Songül, ne anlatacağız?” Utanarak yüzünü aşağı eğdi. “Ben anlatırım. Mecburduk derim, seni mecbur bıraktık derim. Bu kadar uzun sürmez sandık deriz.” Hissiz bir kahkaha attım. “Sonra ne olacak? O da bizi anlayacak ve hemen boynumuza mı atlayacak?” “Onu seviyorsun, o da seni sev-” Başımı iki yana salladım. “Kendimizi kandırmayalım artık. Bu bizim hayatımız, bizim zorunluluklarımız. Mahinev’in başka bir hayatı var.” Songül sessiz kaldı ama dudaklarını birbirine sımsıkı bastırmasından ağladığını anlamıştım. “Yapma,” dedim. “Sen yapma artık,” diye karşılık verdi. “Ali Asaf dayanamıyorum. Vicdanım kaldıramıyor. Senin üzerine bindirdiğimiz bu yük yüzünden eziliyorum. Ölmeden önce seni mutlu görmek istiyorum.” Yatağının yanına gidip oturdum ve eline uzandım. “Lina da sende bana yük değil, abimin emanetisiniz.” “Biliyorum. Kızıma bir gün bile bunu hissettirmedin. Ben gittikten sonra da ona aynı şekilde bakacaksın biliyorum ama senin de mutlu olmanı istiyorum.” “Gitmek falan yok, bunu konuştuk seninle.” “Ali Asaf,” dedi çekinerek. Elini çevirip elimi sımsıkı tuttu. “Ondan af dilemeden ben son nefesimi veremeyeceğim.” Boğazımda oluşan düğümü yok etmek için sertçe yutkundum. “Bak şuramda,” dedi boğazını göstererek. “Bir şey var. Ne yutkununca gidiyor ne de öksürünce. Çünkü oradaki benim kalbimdeki yük biliyorum.” “İyileşince konuşursun,” dedim Songül’e. Yalan yere umut verdiğimi düşündüğünde başını iki yana salladı. “Konuşmam lazım. Anlatmazsam huzur bulamayacağım. Seninle olsun istiyorum. Seni, sevdiğin kadınla görmek istiyorum. Lina da onu tanısın istiyorum.” Ne söylesem onu bundan vazgeçiremeyecektim. O yüzden üzerine gitmemeyi tercih ederek yanından kalktım ve veda edip odasından çıktım. Arabaya bindiğimde kalbimdeki heyecanı görmezden gelemiyordum. Deli gibi atıyor, sanki olduğu yere sığamıyor da patlayacak gibi hissettiriyordu. İkiye bölünmüş gibi hissediyordum. Onu deli gibi özlemiştim ve görecek olmanın heyecanı her bir zerremi heyecandan titretiyordu fakat aynı zamanda ona bu kadar yaklaşıp dokunamamak da canımı deli gibi yakıyordu. Keşke bir kez saçlarından gelen kokusunu alabilseydim. Bir kerecik kulaklarım yakından onun sesini duysaydı. Parmağımın ucuyla bile olsa ona bir kere dokunabilmek için canımı vermeye razıydım. Yolun geri kalanında aklımdaki olumsuz düşüncele…