MAHİ - II / Kırk Üçüncü Bölüm
Yazar: Tuğba Atıcı Coşar

Gözlerinin kıymetini bil, Yazmasını bilene çok güzel şiir olur onlardan. -Bektaş Şenel İhtiyacım Var - Sevgim Yılmaz Mahinev Uzaktan gelen belli belirsiz konuşma sesleri kulağıma doluyordu fakat zihnimi toparlayamıyordum. Kendimi çok çaresiz hissediyordum. Sanki üzerimdeki yük beni ezip geçiyordu. Bilmediğim şeyler, benden bağımsız gelişen olaylar... Hepsi o kadar ağır geliyordu ki yavaş yavaş işin içinden çıkamadığımın farkına varıyordum. “Mahi,” diyen sesle kendime geldim. Gözlerim kırpıştırarak Hakan’a baktığımda telaşlı gözleriyle karşılaştım. “Gitmemiz gerek,” dedi sadece. Onu başımla onaylarken minik bir elin varlığını elimin üzerinde hissettim. Tek elimle yüzümü silip Lina’ya döndüm. Onun telaşlı gözlerini görmek beni daha beter bir çıkmaza sürüklüyordu. “İyiyim,” dedim sesimim tonuna dikkat ederek. “Sabah çok yedim ya karnım ağrıdı biraz.” Gözleri hâlâ korku dolu olmasına rağmen elimi sıkıca tuttu. Zorlanarak da olsa oturduğum yerden kalktım. Lina’nın elini tutarak yürürken Hakan da yanımızda ilerledi. Ayaklarım hareket ediyor, beni ileri götürüyordu fakat bunların hepsi benden bağımsız bir işlevmiş gibi hissettiriyordu. Seyhan teyzelerin evinin önüne geldiğimizde panik beni ele geçirmeye başlamıştı. Hakan geçmemiz için bahçe kapısını açtı ve o tutarken Lina’yla birlikte içeri girdik. Adımlarımı hızlandırıp koşarak içeri girmek istiyordum fakat Lina’nın avucumun içinde duran eli beni yavaşlamaya zorluyordu. İçeri girdiğimizde salona doğru ilerledim. Kapının önünde durup içerideki kalabalığa baktım. Beni önce Bahar gördü. Yanıma doğru hızlı adımlarla geldi ve bana sarıldığında tepki vermeden öylece bekledim. “Bahar ne oluyor?” diye sorduğumda geri çekilip ağlamaktan kızaran gözlerini sildi. Ayşe, Lina’ya bakarak, “Linacığım, Ufuk seni bekliyor. Yukarı çıkalım mı?” diye sorduğunda Lina hemen onaylayarak Ayşe’nin elini tuttu. Uzaklaşmalarını bekledikten sonra kalabalık odaya yeniden odaklandım. Gözler arkamda duran Hakan’a kaydığında kendimi bir şey söylemek zorunda hissederek konuştum. “Hakan, patronum,” dediğimde o da hemen bir baş selamı verdi. “Biri bir şey söylesin,” dedim kendimi zorlayarak. Selim daha fazla beklemeden konuşmaya başladı. “Ne oldu bilmiyoruz. Bahar’la ve ablamla birlikte buraya gelirken yolda Kaan ve Ayşe’yi gördük. Kapının önünde konuşurken Ali Asaf telaşla buraya geliyordu. Bizi gördü ama duraksamadan içeri girince biz de peşinden geldik.” Yutkunarak Selim’in devam etmesini bekledim. “ Abimin başı belada, dedi sadece. Seyhan teyze ağlamaya başlayınca da sakin kalıp beklememizi söyledi.” “Bir şey olduğunu hep biliyordum,” dedi Seyhan teyze ağlayarak. “Orhan’ın buradan apar topar gitmesi, yüzünde bazen yaralarla gelmesi... Giderse başını da derde sokmaz diye düşünüp ses çıkarmadım ama...” Devam edemeden sustuğunda ağlaması şiddetlendi. Kapının yanında duran sandalyeye yığılır gibi çöktüm. Nalan abla elinde bir bardak suyla karşıma gelene kadar dalgın bir şekilde öylece bakındım. Titreyen parmaklarımla bardağı tutmaya çalıştım ama yapamayacağımı anladığımda Nalan ablaya geri verdim. Bahar, “Yalnız gitmeyeceğini söyledi. Neden buna ihtiyacı var ki?” dedi sesi titreyerek. Bir yanım tek başına olmayacağını düşününce mutluydu ama diğer yanım yanına birilerini aldıysa ciddi bir durum olduğunu düşünüyordu. Ne yapacağımı bilmiyordum. Ya ona bir şey olursa? Bu düşünce öyle fena çarpıyordu ki beni nefes alamıyordum. Onun var olmadığı bir dünyada nefes almanın düşüncesi bile zor geliyordu bana. Bunun düşüncesi bile beni bu hale getirirken başına bir şey gelirse ne yapardım? Nefesim kesilirken kendimi buradan dışarı atmak istedim. Tek düşündüğün onunla en son yaşadıklarımız oldu. Son kez olabilme ihtimali beni yerle bir ediyordu. Onun evinden çıkarken arkamda bıraktığım adamın bana son bakışı zihnimde tekrar tekrar dönmeye başladı. Onu bırakıp gitmiş olmak beni kahrediyordu. Nasıl kendime geleceğimi bilmiyordum. Oturduğum yerden aniden kalktığımda sandalyem sertçe duvara çarptı. Tüm gözlerin üzerime çevrildiğin…