MAHİ - II / Kırkıncı Bölüm
Yazar: Tuğba Atıcı Coşar

Yorgun başımı göğsünde emniyette bileyim, Artık taslarımız ayrı çeşmelerden dolmasın... -Cahit Sıtkı Tarancı Nasip Değilmiş - Özcan Deniz Mahinev Gürültülü bir kapı çalma sesiyle istemeyerek de olsa gözlerimi araladım. Başımı sağa sola sallayıp ayılmaya çalışırken aşağıdan gelen seslerle yerimde aniden doğruldum. Ne olduğunu anlamak ister gibi şaşkınlıkla etrafıma bakındım ama hâlâ yatağımdaydım. Hızla baş ucumda duran komodinin üzerinden telefonunu alıp baktım. Saatin on bir olduğunu görünce yerimden fırladım. Terliklerimi giymeye bile fırsat bulamadan koşar adımlarla merdivenlerden inip kapıya doğru ilerledim. Kapının önündekiler ya alacaklılardı ya da beni öldürmeye gelmişlerdi. Bu kadar ısrarlı ve gürültülü olmaları için aklıma başka bir sebep gelmiyordu çünkü. “Geldim, geldim,” derken nefes nefese kalmıştım. Hızla kapıyı açtım ve karşımda duran iki çift göze baktım. Lina’nın eli ben kapıyı açınca havada asılı kaldı ve onu kucağında tutan Bahar’a baktı. Sahte bir kızgınlıkla kaşlarımı çattım. “Hayırdır ya siz ikiniz ne istiyorsunuz sabah sabah?” Sorduğum soruyla Lina kıkırdayarak güldü. Bahar, “Ay Lina baksana, Mahi hâlâ sabah olduğunu zannediyor,” dediğinde Lina daha fazla gülmeye başladı. “Mahicik biz kahvaltı edeli kaç saat oldu biliyor musun?” Sorusunu sorduktan sonra ufak ellerini gözümün önüne doğru kaldırdı ve beş parmağını açarak bana gösterdi. Sonra hepsini teker teker kapatıp iki parmağı açıkta kalınca durdu. “Tam bu kadar oldu,” diyerek bana yeniden gösterdi ama kapattığı parmaklardan biri aniden fırlayıp açıldığında, “Ay!” diye bağırıp diğer eliyle onu yerinde yeniden sabit tutmaya çalıştı. Ağzımdan kaçan kahkahaya engel olamadan baktım. Kapının önünde kenara doğru kayıp onlara geçmeleri için yer açtım. “Girin içeri bakayım, neymiş derdiniz öğrenelim.” Lina ben kenara çekilince Bahar’ın kucağından atladı ve hızla ayakkabılarını çıkarıp salona koştu. Bahar da hemen arkasından girince kapıyı kapattım. “Sen bu saate kadar uyumazsın normalde hayırdır?” Bahar’ın sorduğu soruyla aniden yutkundum. Ondan bir şey saklamak istemiyordum zaten birilerine anlatıp paylaşmazsam da kafayı yerdim. “Üzerimi değişeyim de anlatırım,” dediğimde merakla kaşlarını kaldırıp bana baktı. Onu görmezden gelip odama çıktım. Üzerime rahat bir eşofman altı ve ince bir kazak alıp hemen banyoya girip elimi yüzümü yıkayarak kendime geldim. Saçlarımı tarayıp gelişigüzel bir at kuyruğu şeklinde toplayıp aşağıda beni bekleyen kızların yanına indim. Lina, yanında getirdiği çantanın içinden oyuncaklarını çıkarıp salondaki halının ortasına yaymıştı bile. Kendi halinde oynarken benim geldiğimi görüp gülümsedi. Bana benzettiği bebeğini kaldırıp hevesle sallarken bu halini güldüm. Sonra aniden onu bırakıp gideceğimi düşününce göğsüm sıkıştı. Elimi göğsüme koyup sakinleşmeye çalışırken Bahar mutfaktan elinde tabakla çıktı. Bana ufak bir tost yaptığını gördüğümde göğsümdeki sıkışma artarak beni dizlerimin üzerine çökmeye zorladı. Gözlerimin dolduğunu gören Bahar elindeki tabağı masaya bırakıp yanıma geldi. Telaşla, “Ne oldu?” diye sorduğunda başımı iki yana salladım. Nasıl konuşacağımdan emin değildim. Lina, “Mahicik ben halamlarda kaldım biliyor musun?” diye sorduğunda kendimi toparlamak ister gibi boğazımı temizleyip ona doğru döndüm. “Biliyorum bebeğim,” derken yanına gidip sarı saçlarına bir öpücük kondurdum. Küçük ellerini yanaklarıma koyup hızla beni öptükten sonra yeniden oyuncaklarıyla oynamaya başladı. Masanın orada beni bekleyen Bahar’ın yanına gidip karşısındaki sandalyeye oturdum. Önüme koyduğu tabaktaki tosttan bir parça alıp ağzıma attığımda dudaklarım çoktan titremeye başlamıştı bile. “Dün gece bir şey mi oldu, Mahi?” Sesim çıkarmadım ama başımı aşağı yukarı sallayarak onayladım. Huzursuz bir nefes alıp verdi. Sessiz kalarak benim anlatmamı bekledi fakat ben nereden başlamam gerektiğinden emin olamıyordum. Bende aklıma gelen ilk şeyi söyledim. “Gitmem gerek, Bahar.” Şaşkınlıkla bana baktı. “Ne? Ne demek gitmem gerek?” Derin bir nefes alıp…