MAHİ - II / Otuz Dokuzuncu Bölüm
Yazar: Tuğba Atıcı Coşar

“Ben sana âşık olduğumu, ölsem söyleyemem.” -Özdemir Asaf Bu Son Olacak - Tuğba Yurt Mahinev Ellerim titreyince derin nefes alarak kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Bahar’la konuşmamız aniden zihnimde dönmeye başlamıştı. Bahar, bir şeylerde şüpheleniyordu. Ya evlilikleri gerçek değilse , cümlesi kafamda adeta bir bomba gibi tekrar tekrar patlayıp duruyordu. Hangisi daha kötü hissettirecekti emin olamıyordum. Gerçekten evli olmamaları beni rahatlatacak mıydı? Kesik kesik aldığım nefesler arasında başımı iki yana salladım. “Hayır,” derken kendi sesimle aniden irkildim. İçimden konuşmakla ikna olacak gibi değildi. Düşüncelerimden sıyırıp titreyen elimde tuttuğum kimliği yeniden aldığım kutuya koydum. Hissettiğim duygunun yoğunluğuyla telaşa kapılıyordum farkındaydım. Hangi duygu daha ağır basıyordu şu an da kalbime emin değildim. Kızgın ve kırgındım. Sinirliydim hatta sinirden kuduruyordum. Aldatılmanın, sevdiğim adamdan uzak kalmak zorunda olmanın ve yakın arkadaşım dediğim birinden yediğim darbelerin acısını ben daha kendi içimde atlatamamışken, benden saklanan başka şeylerin olduğunu düşünmek bedenimi en içerden dışa doğru yakıyordu adeta. Verdiğim karar daha doğru geliyordu artık. Lina’ya bunu yapıyor olmak evet çok canımı yakıyordu ama sık sık onu görmeye gelecektim. Burada kaldığım her gün kendimden bir parça daha yok olup gidiyordu. Kızgınlığa tutunan o parçamı yitirmek demek kendimi ona kaptırmam demekti ve ben bunu kendime yedirecek gücü de bulamıyordum. Mutlu olmak benim de hakkın değil mi diye düşündüğüm bir sürü zaman vardı. Emine annemin en son söyledikleri beni iyice tedirgin etmeye başlamıştı, hissediyordum. Daha fazla kalırsam, kendi sonumu kendi ellerimle getirecektim ve bunu yaparsam kendime olan saygımı da yitirecektim. Bir yanım ondan başka kimseyle o kadar mutlu olamayacağından o kadar emindi ki bu şansımı elimden aldıkları için hepsinden daha fazla nefret etmek istiyordum. Diğer yanım ise o kadar affedici olmak istiyordu ki onu görmezden gelmek için deli gibi çabalıyordum. Kutuyu yerine koymaya hazırlandığım anda telefonum elimde titredi. Bahar’ı aradığını görünce telaşla kutuyu aldığım yere koydum ve telefonu açıp kulağıma götürürken odadan çıkmak için kapıya doğru ilerledim. Tam elim kapının koluna değdiği anda telefonu açmıştım. “Geliyorum canım,” dedim ama ben telefonu kapatamadan Bahar telaşla konuştu. “Mahi, abim eve geliyor,” dediğinde olduğum yerde donup kaldım. “Ne demek eve geliyor Bahar?” Telaştan sesimin titrediğini fark edince ne yapacağımı şaşırdım. “Ne bileyim işte aniden geldi. Arabada bizi görünce de senin eşya almaya gittiğini söyledim.” Başımı iki yana salladım. “Tamam çıkıyorum ben şimdi.” “Mahi,” diyen Bahar çekinerek konuşmaya devam etti. “Abim siz gidin ben Lina’nın eşyalarını getiririm dedi.” Sinirle gözlerimi yumup başımı sertçe kapıya vurdum. “Bahar sakın beni onunla yalnız bırakayım demeyin.” Bahar’ın sinirle ofladığını duydum. “Burada seni bekleriz ama eve nasıl gelelim şimdi?” Sinirle başımı iki yana salladım. Bahar’a da kızamıyordum şu anda. Aptal kafam! Eve ben giderim tutturmak zorundaydım sanki. “Tamam,” dedim istemeyerek. “Siz gibin ben buradan direkt evime geçerim.” Bahar tereddüt ederek, “Emin misin?” diye sordu. “Evet,” dedim. Benim ne çekinecek ne de korkacak bir şeyim vardı. Her seferinde kaçan taraf olmaktan da sıkılmıştım artık. Telefonu kapatır kapatmaz hemen onun odasından çıktım. Odasının yakınında yakalanmak istemediğim için tam Lina’nın odasına doğru iki adım atmıştım ki Ali Asaf kapıyı açtı. Elinde anahtarla içeri girdiğinde hareket eden adımlarım donup kaldı. Ali Asaf bir bana bir de arkamda kalan odasına doğru baktığında panik tüm bedenime yayıldı. Sertçe yutkunduğumda Ali Asaf’ın dikkatli bakışları üzerimde gezinmeye devam etti. Kendimi bu durumdan kurtarmak için boğazımı temizledim. Yüzümü Ali Asaf’a dönerek çenemi kaldırdım. “Selim eve gelmeyecek demişti.” Durumu belirtir gibi konuştuğumda dikkatini tamamen bana verdi. Gözlerindeki yorgun ve yıkılmış ifade…