MAHİ - II / Otuz Dördüncü Bölüm
Yazar: Tuğba Atıcı Coşar

Ne zaman imkânsızı seversen, İşte o zaman gerçek seversin. - Özdemir Asaf Seni Yazdım - Müslüm Gürses Ali Asaf İki ay ... Gider diye beklediğim kocaman iki ay geçmişti. Onu uzaktan izlemek, uzaktan sevmek başkaydı fakat şimdi sürekli bana bu kadar yakınken uzak durmak bedenimin her bir santimine ufak cam parçaları batıyor gibi hissettiriyordu. Onu kollarıma almak, benden vazgeçemeyecek hale gelene kadar sımsıkı sarmak istiyordum. Özlemim o kadar derin ve acılıydı ki hasretinden adeta kül olmuş, oradan oraya savruluyormuş gibi hissediyordum. Ne yapacağımı bilemez haldeydim. Elimdeki bardakla bahçede kurulan masaya ilerledim. Ufak bir masa kurmuştu çocuklar. Bizimkileri de çağırmıştık ama Coşkun burada değildi. Kaan ve Selim ise geç de olsa uğrayacaklardı. Serin hava yüzüme vurduğunda irkildim. Ortada yanan ateşe doğru ilerledim ve sandalyeme otururken ellerimi ateşin sıcaklığına uzattım. Ara sıra burada toplanırdık. Lina’yı başka birine bırakmaktan hoşlanmadığım için o uyuduktan sonra çocuklar buraya gelirdi genelde. Masada duran yarı dolu bardağıma uzandım ve iki parmağımla tutarken ileri geri salladım. Tek seferde içtiğimde alkolün o keskin tadı boğazımı yakarak geçti. Bardağımı masaya bıraktığımda yeniden dolduğunu gördüm. Bu gece kaç kadeh daha içersem onun hasretinin acısını dindirebilirdim? Bardağımı masanın ortasına uzattım ve herkesin aynısını yapmasını bekledim. Kadehler birbirine çarptı, çocuklar bana hafifçe gülümsedi ama benim dudaklarım kıvrılıp onlara aynı tepkiyi veremedi. Yeniden bardağımı kaldırdım ve hızla dikip tek seferde içtim. Bu gece kaçıncı kadehimdi bilmiyordum. Bardağımı sertçe masaya koydum. Bu sefer rakımı da suyumu da kendim ayarladım ve biraz buz alıp dudaklarıma götürdüm. Artık tek seferde dikmek yoktu. Sakinleşmem gerektiğinin farkındaydım. Dalgınca bardağımla oynadığımda Tahir elini omzuma koydu. “Konuşalım mı biraz?” dediğinde başımı iki yana salladım. Ne konuşacaktık ki artık? Müslüm Gürses’in en sevdiğim şarkısı kulaklarıma dolduğunda şarkının bana hatırlattığı, özlemiyle öldüğüm kişiyi görmek ister gibi başımı kaldırıp karşımdaki eve baktım. Aralık perdenin kenarında onu gördüğümde ellerim titredi. Bakışlarımı hiç çekmeden üzerinde tuttum. Gözlerim teninin her bir santimini ezbere bildiğini belli etmek ister gibi onu inceledi. İnatla bana bakmaya devam etti. Dudaklarımda belli belirsiz bir gülümseme oluştu. İnadına da en az ona âşık olduğum kadar âşıktım. Yarısı boşalmış bardağıma uzandım ve ona doğru kaldırırken hafifçe başımı eğdim. Senin için boynum kıldan ince benim ... Ne hissettiğimi anlıyordu, tıpkı benim onu anladığım gibi o da beni anlıyordu. Bardağımı tekrar ona kaldırdım ve dibinde kalanı tek seferde içtim. Kadehim yeniden dolduğunda yüzündeki ifade değişti. Ah, nasıl da kızıyordu bu kadar içmeme... Bakışlarının değiştiğini fark ettiğimde gözlerini benden çekip arkamdaki bir noktaya odakladı. Baktığı yere başımı çevirdim ve küçük kızımı elinde battaniyesiyle bana gelirken gördüm. Dudaklarım hemen kıvrıldı, oturduğum yerde yana doğru döndüm ve elimdeki bardağı çaktırmadan Tahir’e uzattım. İki kolumu birden Lina’ya açınca hızlı adımlarla bana doğru koşup başını omzuma yasladı. Ben de hemen burnumu o güzel kokusunu içime çekmek için boynuna gömdüğümde tatlı kıkırdaması bahçede yankılandı. “Sen neden ayaktasın bakayım sarı papatyam?” dediğimde suratının asılmasını izledim. Ne istediğini biliyordum ama bu sefer onu elde etmesine izin veremezdim. “Babacığım olmaz ama,” dedim ona hayır demekten nefret ederek. Lina omuzlarını silkti ve bu hareketi yüzümde gülümseme oluşmasına sebep olsa da bu işin sonunu gülerek bitiremeyeceğimizi biliyordum. Lina iyice huzursuzlandı. Artık bu şekilde istediğini alamayacağını fark ettiğinde kelimelerini kullanmaya karar verdi. “Mahi’de kalmak istiyorum,” dediğinde huzursuz bir nefes çektim içime. “Olmaz babacığım,” dedim ve Lina ağlamaya başladı. Çok alışık değildi ona hayır dememe fakat bu konuda elimden çok bir şey gelmiyordu. Elleriyle gözlerini ovala…