MAHİ - II / Otuz Üçüncü Bölüm
Yazar: Tuğba Atıcı Coşar

Günümüz... Günlerden ne bilmiyorum. Ama ben bugün de seviyorum seni... -Cemal Süreya Tutsak - Sezen Aksu Mahinev Hakan abiye elimdeki çizimleri uzattığımda masasına koymamı işaret ederek telefonda konuşmaya devam etti. Onu rahatsız etmemek için gülümseyerek karşılık verdim ve odasından sessizce çıkıp kendi masama doğru ilerledim. Sandalyeme oturduğumda başımı geriye yaslayıp gözlerimi kapattım. Son bir haftadır yaşananlar hem zihnimi hem de bedenimi çok fazla yoruyordu. Düşünmek istemiyordum fakat yaşananlar sanki beni düşünmeye zorlar gibi üzerime çöküyordu. Akşam olmak üzereydi. Hakan abi birazdan çıkardı. Benim de bir müşteriyle telefon görüşmem vardı. Ondan sonra evime gidip, sıcak bir duş aldıktan sonra uyumaktan başka bir şey istemiyordum. Tam düşündüğüm gibi Hakan abi camla kaplı ofisinin kapısını açtı ve elindeki dosyalarla masama doğru geldi. “Yorgun görünüyorsun,” dediğinde ona gülümsedim. “Bugün yoğun geçti ama bir görüşmem daha var. Sonra ben de evime gideceğim.” “Bu saatte görüşme almasaydın keşke,” dedi. Sorun olmadığını göstermek için omuzlarımı silktim. “Bir daha yapmam,” dedim ama ikimiz de bunun doğru olmadığını biliyorduk. Hakan abi de bunu ima eder gibi tek kaşını kaldırınca gülümsedim. Elindeki telefon titrediğinde kaldırıp baktı ama cevap vermedi. “Bizim çocuklarla buluşacağız, gelmek ister misin?” Başımı iki yana salladım. “Teşekkür ederim ama şu işimi de hallettikten sonra kendimi eve atacağım.” Beni başıyla onayladı. Kapıdan çıkmadan önce, “Çok gecikme,” diye uyardıktan sonra gitti. Sandalyeme yaslanıp gözlerimi yeniden kapattım. Müşterimle görüşmeme daha yarım saat vardı. Kendimi iş yüzünden değil, olanlar yüzünden yorgun ve yıpranmış hissediyordum. Masanın üzerinde duran telefonum titrediğinde gözlerimi açtım. Arayanın Bahar olduğunu görünce hemen telefonu yanıtladım. “Selam arkadaşım,” dedim sesimi neşeli tutmaya çalışarak. Geçen hafta yanıma gelmişlerdi. Sık sık görüşme sözü vermiştik ve bunu tutmayı da başarmıştık. Ben onlar kadar sık gitmiyordum. Aynı mahalleye dönmek bana nefes alacak alanım olmadığını hatırlatıyordu. Kızlar keyifli vakit geçiremediğimizi anladıkları anda daha sık gelmeye başlamışlardı. Hem Selim hem de Kaan ne zaman birbirimizi özlesek anında kızları bana getiriyordu. İkisinin verdiği desteği asla unutmayacaktım. Kızlar olmadan devam etmem çok zor olurdu. “Sana da selam,” dedi ama sesinin durgun olduğunu fark ettim. Bu hafta olanları düşündüm. Her şey telefonuma gelen ani bir mesajla başlamıştı. Üç buçuk yıldır -gittiğim günden beri- o ikisinden haber almamıştım. Canımı yakan adamın ismini anmadığım gibi bir zamanlar arkadaşım dediğim insanın da adını hiç geçirmemiştim. Fakat aniden ondan gelen bir mesaj aldığımda ne yapacağımı şaşırmış, bunca yıl sonra ne istediğine anlam vermeye çalışmıştım. Mesaj hâlâ telefonumda duruyordu. Anlamak ister gibi açıp ara ara bakıyordum fakat beceremiyordum. Mesaj geldikten sonra birkaç gün ne yapacağımı bilemeden sessiz kalmıştım. Sonunda daha fazla dayanamayıp Bahar ve Ayşe’ye anlatmıştım. Ben konuşmak istemiyordum. Benden uzak durmasını istiyordum ama bu işin içinden kendi başıma çıkamayacağımı düşündüğümden, mesajı kızlara iletip araya girmelerini istemiştim. Mahi, sana bunu yazmaya yüzüm yok. Beni görmek, benimle konuşmak istemediğini biliyorum ama senden başka güveneceğim kimse yok. Lütfen, sana yalvarıyorum. Beni bir kere dinlemene ihtiyacım var. Bu kadar basit görünen bir mesajdı işte ama beni o güne döndürmeye yetmişti. Kendimi toparladığıma inandığım her şeyi anında yok etmiş, zihnimden uzak tutmaya çalıştığım her anıyı hatırlamama sebep olmuştu. Benden daha ne istiyordu? Ona böyle bir şans verecek kadar yüce gönüllü değildim. Bahar telefonda bir süre sessiz kaldığında yerimde huzursuzca kıpırdandım. “Bahar, ne oldu?” Sıkıntılı bir nefes aldı. “Nereden başlasam bilmiyorum Mahi, sana en başından anlatmam gerek ama nasıl yapacağımı bilmiyorum.” Oturduğum sandalyede dikkatle doğruldum. “Bahar ne oluyor, anlamadım.” “Emine teyze bunların…