MAHİ (Mahalle Hikâyesi)

MAHİ - II / Otuz İkinci Bölüm

Yazar:

MAHİ (Mahalle Hikâyesi) - Tuğba Atıcı Coşar kitap kapağı
MAHİ (Mahalle Hikâyesi) kitap kapağı

Bir sebep yoktur ayrılığa, Kavuşmamış eller, yakışmışsa insana. -Nazım Hikmet Son Bakış - Sezen Aksu Mahinev Güneşin doğmasını istemediğim çok zaman olmuştu hayatımda. Çocukluğumda, yaşım çok daha küçükken, babamın anneme ve bana yaşattığı kötü şeylerin olduğu o zamanlarda bunu düşünmüşümdür. Ama artık onları hatırlamak istemiyordum. Hatırlamıyordum ... Nankörlük gibi geliyordu, hep öyle gelirdi. Aldığın nefesin kıymetini bilmemek, güne başlarken yüzüne vuran güneş ışığına karşı gözlerini aralamış olmanın mutluluğunu yaşamamak, isyan etmek hep nankörlük gibi gelmişti. Peki ya şimdi benim yaptığım neydi? Aldığım her nefese lanet etmek istiyordum. Gözlerimi o kadar sıkı yummuştum ki açıp güneşin sıcaklığını hissetmek istemiyordum. Nankörlüktü işte, biliyordum fakat canımı bu kadar acıtan bugüne uyanmak falan istemiyordum. İki gün önce yaşananları unutmak, hiç yaşanmamış saymak mümkün olsaydı keşke. Ben nasıl bu acıyı bedenimde taşıyabiliyordum? İki gündür nasıl hâlâ yaşayabiliyordum? O günden beri kimseyle konuşmamıştım. Emine annem odama gelip gittiğinde benimle konuşmayı denemişti ama ona da birkaç kelimeden fazlasını edecek gücü kendimde hiç bulamamıştım. Dudaklarımdan sözcükler dökülmüyordu belki ama zihnimin içi o kadar kalabalık kelimelerden oluşuyordu ki ne yapacağıma karar vermekte bile güçlük çekiyordum. Bir şey yapmam gerektiğinin farkındaydım fakat eylemler ve sözler için etkili hale gelemiyordum sanki. Aldatılmış, terk edilmiş ve yıpranmış hissetmem gerekiyordu. Bir yanım da bunu hissedip deli gibi acıyordu ama kafamın içinde dönen buradan çekip gitme düşüncesi sanki bir şeyleri -ya da birilerini- terk ediyormuşum gibi hissettiriyordu. Ve bu kalbimi kırıyordu. Bu terk edişlerin vedaya dayalı olmaması da canımı yakıyordu. Ona veda ederek gitmek mi daha kolay olurdu yoksa bir veda bile edemeden, bir kez daha sarılamadan ya da kokusunu hissedemeden gitmek mi bilmiyordum. Gözlerime dolan yaşların akmaması için gözkapaklarım acıyana kadar kendimi sıktım. Bir insan daha ne kadar ağlayabilirdi? Bunun bir yerde bitmesi gerekmiyor muydu? Daha fazla dayanacak gücüm kalmadı, dediğim her noktada yeniden ağlamaya başlıyordum. Şimdiye kadar çoktan acının ve gözyaşlarının yerini sinirin, öfkenin hatta belki de nefretin alması gerekmez miydi? Dayanamıyordum artık... dayanamayacaktım ... Kendime, kalbime ve günlerdir akan gözyaşlarıma ihanet etmekten nefret ediyordum fakat bana yazıklar olsun ki onu çok özlüyordum. Zamana bırakıp bu acının, bu deli özlemin geçeceğine inanmak aptallıktı. Ne dün ne şimdi ne de aylar hatta belki yıllar sonra bile ben bu özlemden vazgeçecektim. Kendime lanetler okuyacak ve onu düşünmeyeceğim dediğim her ana ihanet edecektim ama yine de bu özlemden bir gün vazgeçebileceğime dair inancım yoktu. Bir bakışını özlüyordum, ufak bir dokunuşunu istiyordum. Sanki bunlar olmadan yaşayamayacakmışım gibi hissetmekten nefret etsem de kahretsin ki alabileceğim ufacık bir parçasına dahi ihtiyacım vardı. Bunca zaman uzaktan sevmek, dokunamadan öylece bakmak canımı yakıyor sanıyordum fakat şu an hissettiğim acının yanından bile geçmezdi. Artık biliyordum, tadını almış ve hissetmiştim. Bilmediğim bir şeyden uzak kalmak kolaydı ama ya şimdi? Her bir zerrem onun varlığının tadına aşinaydı artık. Nasıl atacaktım onu bünyemden? Becerebilecek miydim? Aklıma, kalbime sızdığı yetmezmiş gibi sanki tüm gözeneklerimden içeri girerek beni ele geçirmişti. Yastığıma yüzümü sertçe bastırdım ve gözkapaklarımın arasından sızan gözyaşlarımı yastığıma sildim. Artık aynada kendi yüzüme baktığımda akan yaşları görmeye katlanamıyordum. Sanki bu onların varlığını yok edecekmiş gibi iyice sildim. Görmediğim sürece sorun olmadığına kendimi ikna etmek bu kadar kolaydı işte. Madem onlar durmuyordu, ben de onları yok etmek için elimden geleni yapardım. Bir süre daha akıp yastığımda kaybolmalarına izin verdim. Aşağıdan gelen sesleri duyuyordum ama bu yataktan çıkmak istemiyordum. Yine de kendimi zorladım, lanet olası güneş ışığına karşı gözlerimi a…

Bölümün tamamını WritePad'de oku