MAHİ - II / Otuz Birinci Bölüm
Yazar: Tuğba Atıcı Coşar

Öyle bir yere geldik ki, hiçbir sokağın adı yok. -Cemal Süreya Nasır - Melike Şahin Mahinev Ali Asaf sustu, ben yandım. Ali Asaf sustu, benim nefesim kesildi. Ali Asaf sadece susarak benim kalbimi kanatmayı başardı . “Susuyorsun,” dedim yutkunarak. Sessizliği boğazımı sıkarak nefesimi kesiyordu. “Kabul etmiyorsun, reddetmiyorsun da… Sen ne istiyorsun benden?” Ne anlamamı bekliyordu, daha doğrusu ne yapma mı istiyordu? “Bunları sonr-” Söyleyeceği cümleyi biliyordum fakat sonra falan konuşmayacaktık. “Hayır,” dedim kesin bir dille. “Bunun sonrası yok anlamıyor musun? Biz bittik!” Farkında olmadan sesim yükseldiğinde nerede olduğumu hatırlayıp kendime geldim. “Konuşmuyorsun, anlatmıyorsun. İnkâr etmiyorsun, kabul etmiyorsun. Ali Asaf ne yapıyorsun sen? Benden ne istiyorsun?” Yeniden ağlamak istemiyordum ama görüşüm bulanıklaşmaya başlamıştı bile. Gözlerimi sıkıca yumup yeniden açtım. Aniden aklıma gelen şeyle dönüp ona baktım. “Bu yüzden mi acele ediyordun?” dedim sesime karışan hayrete engel olamadan. Şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. “Evlenmek için,” derken ona baktım. “Beni bu yüzden mi zorluyordun? Öğrenmeden önce nikâh yaparsak her şey çözülür, kabul ederim mi zannettin?” Ellerini sinirle saçlarından geçirdi. Ağzını açtı ama konuşmadan geri kapattı. Parmaklarını sıkarak yumruk yaptı. Sıkıntıyla yüzünü buruşturdu ama cevap vermedi. Yerinden kalkıp cama doğru ilerleyerek bana arkasını döndü. “Git buradan!” Başını hızla bana çevirdi. “Ne?” Tereddüt bile etmeden aynı şeyi söyledim. “Buradan gitmeni istiyorum.” “Mahinev bunu yapamam,” derken sanki isteğimi reddetmek onu yıkmış gibi omuzları çöktü. Yeniden onu kovmak için hazırlandığımda, Selim ve Bahar yanlarında bana bakan hemşireyle geldi. Hemşire camın önünde gergin bir şekilde bekleyen adama kısa bir bakış attıktan sonra gülümseyerek bana döndü. Elimin üzerine taktığı serumu nazikçe çıkarıp, kalkmama yardımcı oldu. “Geçmiş olsun,” dedikten sonra bizi yalnız bırakıp gitti. Oturduğum yerden sakince indim. Bahar hemen yanıma gelip koluma girdiğinde Ali Asaf yanıma gelemeden ona tutundum. Hastaneden çıkıp arabaya bindiğimizde bu sefer Bahar’ı yanıma çektim. Ali Asaf ön koltuğa geçmek zorunda kaldığında itiraz etmedi. Bu saatte eve gidersem Emine annemin aklını alırdım. Bahar ve Selim’i de rahatsız etmek istemiyordum ama başka ne yapacaktım ki? “Selim, beni Kaanlara bırakır mısın?” diye sorduğumda Bahar bana döndü. “Saçmalama, bize gidiyoruz,” dedi. İtiraz etmeme fırsat vermeden Selim de araya girdi. “Mahi, tabii ki bize geliyorsun,” dediğinde itiraz edecek gücü kendimde bulamadım. “Kaan ve Ayşe sen uyurken geldi. Aslında gelmeyin dedim ama Ayşe seni görmeden eve gitmeyecekti. Kız hamile zaten, bir de olanlar yüzünden biraz…” Cümlesini bitiremeden durdu. Anlar gibi başımı salladım. Selim evlerinin önüne arabayı park ettiğinde oluşan gerginlik adeta havada yankılanıyordu. Kapıları açıp arabadan çıktık. Selim, Bahar’a bakarak, “Siz eve girin,” dediğinde rahatlayarak bir nefes verdim. Yan yana eve yürüdük. Merdivenlerden çıkarak kapının önüne geldiğimizde, Bahar çantasından anahtarını çıkarıp kapıyı açtı. Sessizce içeri girdikten sonra çantasını kapının yanında duran dolabın üzerine bıraktı. Salona girdiğimizde tedirgin bir şekilde ayakta durdum. Bahar halimi anlamış olacak ki, “Bir duş al kuzum,” dedi kolumu okşayarak. “Olur,” dedim hemen. Şu an birisinin benim yerime düşünmesine ihtiyacım vardı. Beni yönlendirmesini, yapmam gerekenleri söylemesini istiyordum. Bahar da tam istediğim şeyi yapıyordu. Hızlı adımlarla içeri girip gözden kayboldu. Elinde bir bornoz ve pijamayla geri geldiğinde banyoya doğru ilerledim. İçeri girip kapıyı arkamdan kapattım ve aynada kendime bakmadan üzerimdekileri çıkarmaya başladım. Ne halde olduğumu görmek istemiyordum. Bitik durumda olduğumu gözlerimle görmek itemiyordum. Suyu ayarlayıp altına girdim. Ilık su yüzümden aşağı akarken hiç kıpırdamadan öylece dikildim. Gözlerimi sımsıkı kapattığımda gözümün önüne sadece onun yüzü geliyordu. Açmak istiyord…