MAHİ - II / Yirmi Sekizinci Bölüm
Yazar: Tuğba Atıcı Coşar

Ben kattım sana biraz, öyle sevdim seni… -Özdemir Asaf Ummadığım Anda - Yıldız Tilbe Mahinev Yüzüme vuran güneş ışığıyla aralanan gözlerimi yeniden kıstım. Işığa alışmaya çalışarak yavaşça gözlerimi açtım ve onu bulmak için odanın içinde dolaştırırken, gerinip esnedim. Kendime gelmeye başladığımda vücudum dün gecenin etkisiyle sızladı. Yorgun ve ağrılı hissediyordum ama yine de yüzümde oluşan gülümsemeye engel olamadım. Yüzüme düşen saçlarımı geriye doğru ittirdikten sonra Ali Asaf’la paylaştığımız yastıktan başımı kaldırarak yerimde doğruldum. Gözlerim onu bulduğunda kalbimin hızlanışına engel olmak ister gibi elimi göğsüme koyup bastırdım. Ali Asaf tek eli cebinde, diğer elinde tuttuğu telefonu kulağına götürmüş, sırtı bana dönük halde telefonda konuşuyordu. Kısa saçlarından başlayarak gözlerimi üzerinde gezdirdim. Geniş omuzları, sert ve dik duran sırtı ve sıkı kalçaları… Derin bir iç çektim. Tam anlamıyla aptal âşık gibi ortalıkta dolanıp duruyordum. Yeniden ona baktığımda cebinde duran elini çıkardı, yumruğunu sıktığında gözlerim yeniden vücuduna kaydı. Bedeninin her bir santiminden gerginlik yayıldığını buradan bile fark ediyordum. Üzerimdeki ince örtüyü çekip yerimden kalktım. Adımlarım beni Ali Asaf’ın yanına gitmeye zorlasa da konuşmasını bölmek istemiyordum. Artık yumruk olan eli de yerinde durmuyordu. Kısa saçlarının arasından geçirerek parmaklarını ensesine dolayıp sıktığında derin bir nefes aldım ve hızlı adımlarla banyoya ilerledim. Kısa sürede elimi yüzümü yıkayıp, saçlarımı da hızlıca topladım. Banyodan çıkıp Ali Asaf’ın yanına doğru ilerledim. Geniş balkon kapısını açtığımda Ali Asaf başını çevirip omzunun üzerinden bana baktı. Yerinden bir santim bile kıpırdamamıştı. Vücudu hâlâ gergindi ama gözleri bana bakarken o gerginlikten çok uzak bir sıcaklıkla dolmuştu. Araladığım kapıdan geçerken adımlarım hızlandı, yanına ulaştığımda tek elini belime sarıp beni önüne geleceğim şekilde çekti. Olduğum yerde dönmek, onun yüzüne bakmak istedim ama belimde duran elleri sıkılaşarak bana izin vermedi. İki kolunu birden göğsümün altından geçirip sımsıkı sardı. Başını, benim başımın arkasına yaslayarak derin bir nefes aldığında, bana dolanmış kollarının üzerine ellerimi koyup sakince okşadım. “Kötü bir şey mi oldu?” diye sorduğumda sessiz kaldı. Yeniden aldığı derin nefesle göğsü sırtıma yaslandı. Sessiz kalması beni daha tedirgin bir havaya soktu. “Ali Asaf, iyi misin? Bak böyle sessiz kalınca ben çok tedirgin oluyorum.” Dudaklarını saçlarıma bastırıp bir iki saniye bekledikten sonra konuştu. “Şimdi iyiyim yavrum.” Kurduğu cümle beni rahatlatmaktan çok tedirgin etmişti. “Ama az önce değildin.” “Bugünü kendimize ayıralım mı?” diye sorunca konuyu değiştirmek istediğini fark ettim. Ali Asaf bir şeyleri gizlemeyi seven bir adam değildi. Fakat bir süredir normalde olduğundan daha sinirli ve gergindi. Bunun mesleğinden kaynaklandığını düşünmüştüm ama son zamanlarda aklını kurcalayan başka şeylerin olduğunu hissediyordum. “Eve dönmeyecek miyiz? Annen zaten endişeliydi, bir de kalkıp buraya geldin.” Dudaklarını boynumda hissettiğimde hafif esen rüzgârla birlikte titredim. “Dün görüştüm. Hem onlar Bahar mezun olduktan sonra yapacakları düğüne odaklanmışlardır bile.” Yüzümde bir gülümseme belirdi. Kolunun üzerinde duran ellerimi kaldırıp heyecanla birbirine vurdum. “Çok heyecanlıyım!” Bana engel olamadan kollarının arasında dönüp ellerimi beline doladım ve başımı geriye atarak yüzüne baktım. Yüzünde hâlâ yorgunluk belirtileri vardı. “Bir sürü şey yaşadın, gidelim de dinlen bence biraz.” Eğilip dudaklarını elmacıkkemiğime usulca dokundurdu. “Senin yanında dinleniyorum ben,” derken ılık nefesini yanağımda hissettim. Parmak uçlarımda biraz yükselip çenesine sesli bir öpücük bıraktım. Bakışlarını benimkilerle buluşturduğunda gözlerindeki durgunlukla bir iç çektim. “Mahinev,” diye adımı fısıldadı, merakla onun konuşmasını bekledim. “Birkaç ay sonra okulun bitiyor,” dedi sessizce. Yutkunarak onu başımla onayladım. “Benim de bu sene doğu g…