MAHİ (Mahalle Hikâyesi)

MAHİ - II / Yirmi Dördüncü Bölüm

Yazar:

MAHİ (Mahalle Hikâyesi) - Tuğba Atıcı Coşar kitap kapağı
MAHİ (Mahalle Hikâyesi) kitap kapağı

“Öyle bir gel ki bana nefes nefese.” -Cemal Süreya Ne Ay Geceden - Sezer Sarıgöz Mahinev Mutfağa girip kapıyı arkamdan sertçe kapattım. Ellerimin titrediğini görünce kendime bir kez daha kızdım. Neden bu kadar üzüldüğümü ve sinirlendiğimi bilmiyordum ve bu durum canımı daha fazla sıkıyordu. Ali Asaf’ın, Bahar ve Selim’e verdiği tepki tam da olmasını istediğim şeydi aslında. Onlar için öyle mutlu olmuştum ki içim içime sığmıyordu. Ama kahretsin ki içimdeki o kırgın taraf, Ali Asaf tarafından kırılmış olan tarafın iyileştiğini düşündüğümde, böyle beklenmedik bir anda ortaya çıkıyordu. Ali Asaf’ın zeki bir adam olduğunu biliyordum. Onu tanıdığım ilk günden beri bunun farkındaydım. Her zaman, her şeye bu kadar hâkim olan, gözlemlerinde bu kadar haklı çıkan bir adamın nasıl benim ona karşı hissettiklerimi anlamadığını sorgulayıp durmuştum. Fakat bunu sorgulamak başkaydı, birebir görmek bambaşka hissettiriyordu. Hissettiğim duygu canımı yakıyordu ve buna engel olamıyordum. Her şeyin bu kadar farkında olan adam nasıl beni görmedi diye düşünmek canımı acıtıyordu. Arkadaşımın mutluluğundan başka bir şey de düşünmek istemiyordum ama derinlere gömdüğüm bir şeylerin ortaya çıktığını hissediyordum. Kaynayan suyla çayı demlerken kaçıp kurtulan bir damla yaş dudaklarımın üzerine düştü. Çayı demledikten sonra Emine annemin tüm itirazlarıma rağmen benim için hazırladığı tatlıyı buzdolabından çıkarıp tezgâha koydum. Uzanıp tatlı tabaklarını aldığımda mutfağın kapısı tıklatıldı. “Bahar,” diye seslendim. Kapı hafifçe aralanınca Ali Asaf’ın sesini duydum. “Sabah uyandırmak için öperim Bahar zannedersin, peşinden gelirim yine Bahar zannediyorsun. Bahar’ı mı kıskanayım ben şimdi?” Tabakları gürültülü bir şekilde elimden bıraktım ve hızlıca gözlerimi sildim. Arkam Ali Asaf’a dönük halde tatlıyı kesmeye başladım. “Sen kıskanmaya bahane arıyorsun bence,” dedim. Mutfak kapısı açıldı ve yeniden kapandı. Ali Asaf’ın gelip tam arkamda durduğunu hissettim. Saçlarımı iki eliyle toparlayıp tek omzumun üzerine aldı ve çenesini diğer omzuma yasladı. Sıcak nefesini kulağımın altında hissettim. “Ben zaten seni her zaman her şeyden kıskanıyorum.” Derin bir nefes aldım. “Mesela,” derken az önce bir araya topladığı saçlarımı parmaklarının arasına aldı. Hafifçe eline dolarken başımı kendine doğru geriye yatırdı. “Esen rüzgârın saçlarına dokunmasını kıskanıyorum.” “Öyle mi?” “Evet. Başka neyi kıskanıyorum biliyor musun?” “Belli ki söyleyeceksin.” Omzuma değen dudakları gülümsedi. “Yağan yağmurun tenini ıslatıp, okşamasını da kıskanıyorum mesela.” Dudakları boynum ve omzum arasında gezindi. “Senden uzakken ya da yanımda olsan da sana dokunamıyorken, benim yapamadığın ne varsa hepsini kıskanıyorum. Bunlarla bile zor baş ediyorum ben, başka gözlerin sana değmesiyle nasıl baş edeceğimi bilmiyorum.” “Konumuz hâlâ Bahar mı?” Ellerini belimden uzatıp karnımın üzerinde birleştirdi. “Ne anladıysan o,” dediğinde başımı iki yana salladım. “Murat benim arkadaşım. Bu üç kelimeden oluşan cümleyi daha kaç kere tekrar etmem gerek?” “Bir şey demedim ki,” dedi kısık sesiyle fakat kendini savunmak istediğinin farkındaydım. Ben ağzımı açıp konuşamadan devam etti. “Hem ben buraya onu konuşmaya gelmedim.” “Onu anladım.” “Mahinev,” derken karnımda duran eli tişörtümden içeri girip çıplak tenime dokundu. “Neden kızgınsın yavrum sen bana?” “Kızgın değilim,” dedim. “Sesinin tonundan anlıyorum ben senin. Gerçi içeride ağzına geleni sayıp gitmen de aydınlatıcı bir hareket oldu benim için.” “Çok zekisin,” dediğimde sesimin tonundan rahatsız oldum. Ali Asaf elime uzanıp bıçağı aldı ve tezgâhın üzerine koyup beni kendine çevirdi. Yüzüme baktığı anda anlayacağını biliyordum. “Yavrum yapma böy-” Bir anda durdu. “Ağladın mı sen?” Refleks olarak başımı iki yana salladım ama dilimden inkâr edecek bir kelime dökülmedi. “Mahinev,” derken artık az önceki kadar sakin değildi. Merakla yüzüme baktı. “Bir şey yok. Sinirlerim boşaldı galiba.” Parmakları yanağımı okşadı. “Yalan söyleme.” “Senin duymak istediğin…

Bölümün tamamını WritePad'de oku