MAHİ - II / Bahar
Yazar: Tuğba Atıcı Coşar

Yaşlanıp öyle kol kola yürüyelim mi? Ne güzel yaşlanırsın sen. -Cemal Süreya Dudağım Yangın Orman - Harun Kolçak Bahar Elimde tuttuğum telefona yeniden baktım. Ondan bir cevap alamadığımı görünce neredeyse ağlayacaktım. Selim daha önce beni hiç bu kadar görmezden gelmemişti. Kızgınlığını ve kırgınlığını anlıyordum. Haklıydı da fakat yine de bana böyle uzak davranması canımı yakıyordu. Selim’in sessizliği bana hep huzur verirdi fakat bu seferki sessizlik çok üzücüydü. Yeniden telefona baktım. Hâlâ cevap yazmadığını görünce dayanamayıp onu aradım. Telefon birkaç defa çaldı ama Selim cevap vermedi. Ağlamamak için kendimi sıkıyordum fakat dudaklarım istemsizce büküldü. Onunla konuşmadan rahat edemeyeceğimi biliyordum. Daha fazla duramadım ve hızlıca üzerimi değiştirip evden çıktım. Sessiz sokakta yürürken gerginlikten tüm kaslarım sızlıyordu sanki. Kendi mahallemizi geçip arka sokağa doğru ilerledim. Selimlerin evine yaklaştığımda gerginliğim daha da arttı fakat rahatlamaya çalışarak ilerledim. Geri adım atmak istemiyordum. Evin önüne gelince durdum ve başımı yukarı kaldırıp baktım. Üç katlı evin en alt katında kiracıları vardı. Üstünde Selim’in annesinin evi vardı. Nalan abla da onlarla kalıyordu. Kocasından boşandıktan sonra ailesinin yanına dönmüştü. En üst katta, geniş terası olan dairede Selim kalıyordu. Kaçma dürtümü bastırıp zili çaldım. Dış kapının açılma sesi kulağıma dolduğunda ağır demir kapıyı ittirdim ve merdivenlerden yukarı çıktım. Nalan abla kapıyı açtığında gerginliğimi yansıtmamaya çalışarak gülümsedim. Nalan abla, “Baharcığım hoş geldin,” dedi gülümseyerek. “Hoş buldum abla,” dediğim anda Ayşin de içeriden koşarak geldi. “Bahar!” diye bağırdığında eğilip bana doğru koşan kızı kucakladım. “Bize mi geldin sen?” Sorusu beni gülümsetse de buraya gelme sebebimi hatırlatıp yeniden gerilmeme sebep oldu. Kendimi toparlayarak Nalan ablaya baktım. “Ben aslında dayını sormaya geldim,” dedim Ayşin’e gülümseyerek fakat Nalan ablanın yüz ifadesi değişti. Sanki bir şey olduğunu biliyormuş gibi bana baktı ama yine de kibar gülümsemesi dudaklarından silinmedi. “Anneciğim sen içeri git, geliyorum ben şimdi,” dediğinde Ayşin kucağımdan atladı ve koşarak içeri girip gözden kayboldu. Nalan abla, “Bir şey mi oldu canım?” diye sorduğunda derin bir nefes alarak ona baktım. “Bana biraz kırıldı galiba abla, aradım ulaşamadım. Ben de dayanamayıp geldim.” Artık evde olmadığını düşünmeye başlamıştım ki Nalan abla konuştu. “Kendi dairesinde o güzelim,” dedi gülümseyerek. “Canı sıkkın gibi gelmişti bana da. Sordum ama Selim’i bilirsin bir şey söylemedi. Gündüz işyerinden çağırdılar ona da kızdı biraz tatil günü gitmek zorunda kalınca.” “Anladım,” dedim. Başka ne diyeceğimi bilemeden öylece bekledim. Yukarı çıkıp Selim’le konuşmak istiyordum ama Nalan abla bir şey demeden hareket etmeye de çekiniyordum. “İstersen çağırayım,” dediğinde içimde yeşeren ufacık umut kırıntısı da yok olup gitti. Fakat sonra Nalan abla değişen yüz ifademden anlamış olacak ki hafifçe gülümsedi. “Ya da ben şimdi Ayşin’i tek başına bırakmayayım. Annemler de yok. Sen çık yukarı istersen.” Ona Ayşin’in yanında ben beklerim demedim. Başımı biraz fazla hevesle salladığımda bana doğru bir adım atıp sarıldı. Aynı şekilde karşılık verdim. “Görüşürüz o zaman,” dediğimde çoktan merdivenleri çıkmaya başlamıştım bile. Teras katına geldiğimde açık alanı geçtim ve kapının önünde durdum. Hiç beklemeden kapıyı çalarken yerimde huzursuzca kıpırdandım. İçeriden gelen ayak seslerini duyduğumda heyecanım daha da arttı. Selim, “Abla uyuyacağım demiştim,” diye söylenerek kapıya doğru yaklaştığında bir adım geriye gittim. Adam uyuyormuş işte... Ben aklımda kendi düşüncelerime dalmışken kapı aniden açıldı. Selim beni gördüğünde şaşkınlıkla donup kaldı fakat benim de durumun ondan farklı değildi. Üzerinde sadece bol bir spor şort dışında hiçbir şey olmadan tam karşımda durdu. Çıplak göğsüne takılan gözlerimi güneş vuran teninde gezdirdim. Selim, “Bahar?” dediğinde istemsizce, “Efendim?” diye…