MAHİ - II / Yirmi Üçüncü Bölüm
Yazar: Tuğba Atıcı Coşar

“Bu hayatta, sevmek ve sevilmek için tek bir mutluluk vardır.” -George Sand Aşk - Gökhan Türkmen Mahinev Birkaç dakikadan çok daha fazla kollarının arasında kaldım. Başım boynuyla omzunun arasındaki o sıcak ve huzur veren kuytuya yerleşmiş, bir kolunu başımın altından geçirip, diğerini de sanki gitmemden korkarmışçasına belime sarmıştı. Bacaklarının arasına giren bir bacağım onun sıcaklığıyla sarmalanmıştı. Ben onunla sarmalanmıştım. Hem içeriden hem de dışarıdan. Bedenim yorgundu, nefesim daha yeni zar zor düzene girmişti ama ben kendimi içten içe kıpır kıpır hissediyordum. Ayrıca hâlâ terli ve ıslaktım. Aniden temizlenmeden uyuduğum geldi aklıma. Bu durumdan Ali Asaf şikâyetçi değil gibiydi ama ben yerimde duramıyordum. Yerimde bir kez daha kıpırdanınca Ali Asaf’ın göğsü küçük bir kıkırdamayla titreşti. “Yerinde iki dakika duramıyorsun değil mi?” Gülümsememi gizlemek için dudaklarımı tenine bastırdım. “İki dakikadan çok fazladır duruyorum.” “Sana azıcık izin ver sonra halledeceğim dediğimden beri kıpırdanıyorsun.” Burnunu sıcak tenine sürtüp kokusunu içime çektim. “Sen bana birkaç dakika ver demiştin, bir saat oldu.” Bu sefer kahkaha sesi odamın içinde yankılandı. “Sadece on beş dakika oldu yavrum. Ayrıca bir ara bayıldın sanırım. Rahatsız olma diye ben temizledim.” Başımı kaldırıp aşağı bakmaya çalıştım. Göremeyince elimi uzattım, Ali Asaf haklıydı. Beni temizlediğini düşününce nedense birden yanaklarım utançla kızardı. Başımı hızla kaldırıp önüme düşen saçlarımı geriye ittim ve kendimi zorlayarak yüzüne baktım. “Ne?” derken gözlerim inanamaz halde etrafımda bir saat aradı. Konuyu değiştirmek istiyordum. “Yalan söyleme, o kadarcık geçmiş olamaz.” Başımı kolundan çekince Ali Asaf sırtüstü döndü ve bir kolunu başının altına alıp, diğerini belime sararak gamzelerini görebileceğim şekilde bana gülümsedi. “Sabırsızsın, kabul et.” Bakışlarını boynumdan göğüslerime doğru indirdi. Üzerimize örttüğü çarşafı çekip baktığı yerlerimi kapatınca sahte bir ifadeyle dudaklarını büktü. Numaradan suratını astığında gülmemek için kendimi zorlamak zorunda kaldım. “Manzaramı kapatman bana büyük hakaret,” dedi. Sanki çarşafın üzerinden bile beni görüyormuş gibi bakışlarını aynı noktada gezdirdi. Çıplak karnına hafif bir tokat atınca yüzünü buruşturdu. Canını acıtmadığımı biliyordum ama bu oyuncu tavrına karşılık vermemek için kendimi tutmakta zorlanıyordum. “Bak bir de şiddet,” dedi ve aniden yerinde doğrulup benimle burun buruna geldi. Yüzlerimiz birbirine o kadar yakındı ki gözlerim şaşı olmasın diye hafifçe uzaklaşma ihtiyacı duydum. Onu net görmek için hareket ettim fakat Ali Asaf beni yakaladı ve olduğum yerde sabit durmam için kollarını sıktı. Üstdudağımı dudaklarının arasına alıp, sakin bir hareketle kendine doğru çekerek hemen ardından bıraktı. Ben kendimi daha derin bir öpücük için hazırlarken Ali Asaf başını yana yatırdı. Dudakları köprücükkemiğimin üzerinde gezinirken nefesimi tuttum. “Sert seviyorum dedim,” derken dişlerini hassas derimin üzerine bastırdı. “Bu kadar hararetli olacağını düşünmemiştim ama madem şiddetli bir şeyler istiyorsun bunu açık açık belli etmen gerek.” Nefes nefese kalmıştım. Beni böyle etkilemesi bir yanımın sinir olmasına sebep oluyordu ama her dokunuş, aldığı her nefes beni mahvediyordu. Yutkunarak kendimi konuşmaya zorladım. “Sanki canını acıtmışım gibi…” devamında ne diyeceğimi bilemeyerek sustum. “Acıtmak istiyor musun?” Sorduğu sorunun hemen ardından dişlerini omzuma geçirip sertçe ısırdı. Bedenim bana ihanet ederek aldığı hazla titrerken, dudaklarımdan kaçan inlemeye engel olamadım. Başımı iki yana salladım ama bunu sesli olarak inkâr edecek durumda değildim. Ali Asaf ısırdığı yere ufak bir öpücük kondurdu fakat dudaklarını tenimden ayırmadı. Belimde duran elini çekerek benim elime uzandı ve parmaklarımı çıplak omzuna yerleştirdi. Elimin üzerine elini koyup bastırdığında tırnaklarım tenine saplandı ve elimin altında hissettiğim hafif pürüzle irkildim. Bakışlarım ellerimizin birleştiği omzuna kaydı ve az…