MAHİ - I / Özel Bölüm
Yazar: Tuğba Atıcı Coşar

“Söylenemiyor çok şey, susmadan.” -Özdemir Asaf Şiire Gazele - Ahmet Kaya Ali Asaf Saatlerdir peşinde dolanmam hiçbir şey ifade etmemişti. İçim içimi yiyordu onunla konuşmak için. Yaptıklarımdan pişmandım. Onu gördüğüm bazı anlar, içimde oluşan o değişikliği görmezden gelmek yaptığım en büyük aptallıktı. Üzerine gitmek ve aceleci davranmak da değildi niyetim ama duramıyordum işte… Çünkü aklın başından gitti lanet herif… Başımı sağa sola sallayıp son zamanlarda içimde beni uyaran ve sürekli bana ağzına geleni sayan sesi susturmaya çalıştım. O sesin haklı olduğunu kabul edemeyecek kadar inatçıydım. Ayşe’nin annesiyle ilgili anlattıklarından sonra Mahinev’in değişen yüz ifadesini ve donup kalmasını fark edince kalbim buz kesti. Aklından geçenleri, neleri hatırladığını az çok tahmin etmek damarlarımda buz gibi bir öfkenin gezmesine sebep oldu. Tüm dikkatler ona dönmeden önce harekete geçtim. Bakışlarımı zorla Mahinev’in üzerinden çektim. “Hadi gençler,” dedim Selim ve Kaan’a doğru dönerek. “Kızlar bize aşağı katı ayarladı. Gidip dinlenelim, yarın çok işimiz var. Hem,” derken bir Mahinev’e, bir Ayşe’ye baktım. “Ayşe de dinlensin, kendine gelsin,” dediğimde kızın yüzünde minik ama çekingen bir tebessüm oluştu. Mahinev’in gözleri bir anda benimkilere kilitlendi ve sanki yaptığım şeyin farkındaymış gibi bana ışıldayan gözlerle baktı. Bu kız senin kalbinin ağzına sıçacak, diye fısıldayan sesi görmezden geldim Ama bana öyle bir gülümsedi ki dizlerimin titrediğini ve benden bağımsız hareket ederek yere çökmek istediklerini hissettim. Ben o anda kaybolmuşken Kaan ayaklandı. Selim de kalktığında hepimiz kızlara iyi geceler dileyip kapıya doğru ilerledik. Arkamızdan bizi geçirmek için geldiklerini görünce adımlarım yavaşladı. Kaan yanında getirdiği çantayı yerden alınca Selim’le birlikte önden yürümelerine izin verdim. Selim kapıdan çıktı, ben de arkasından yürürken hafifçe arkamı döndüm ve sağ elimi telefon işareti yaparak kulağıma götürdüm. Gözlerini kırpıştırıp, “Ne?” dedi şaşırarak. “Telefonunu yanından ayırma,” diye fısıldadım. Bakışlarım bir an merdivenleri inen adamlara takıldı. Yeniden Mahinev’e döndüm. Beni anladığından emin olana kadar gözlerinin içine baktım ve cevap vermesini beklemeden Selim ve Kaan’ın peşinden ilerledim. Aklımı yukarıda bırakarak, yanıma sabırsızlığımı da alıp birlikte aşağı daireye girdik. Kaan’ın yerinde duramayan halleri sinirlerime dokunsa da başlarda sesimi çıkarmadım ama zaten aklımdan çıkmayan kadın yüzünden delirmek üzereyken, onu daha fazla çekecek sabrım kalmamıştı. Elimi yüzüme götürüp sakinleşmek ister gibi ovaladım. “Lan,” dedim dişlerimi sıkarak. “Oğlum otursana yerine,” dedim Kaan’a. Belli etmemeye çalışsa da Selim’in güldüğünü görmüştüm. “Ne?” dedi Kaan. Sanki yaptığının farkında değilmiş gibi duraksadı ve gidip koltuğa yığılır gibi kendini attı. Bu böyle olmayacaktı. Selim’le göz göze geldik ve sessizce anlaşmış gibi yerinden kalktı. “E ben gideyim de içecek bir şeyler alayım,” dediğinde Kaan hevesle onayladı. “Oğlum kalp krizi falan geçirmiyorsun bak değil mi? Yarın seninle evlenmeyi bekleyen kıza açıklama yapmak zorunda bırakma beni.” Selim kahkaha atarken Kaan kaşlarını çattı. “Yavşak,” dedi dişlerini sıkarak. “Zevk mi alıyorsun lan bu halimden sen benim?” Dudaklarım sinsice kıvrılınca Selim daha fazla güldü. Kaan bizi görmezden gelince Selim dışarı çıkıp içecek bir şeyler almaya gitti. Selim geri gelene kadar Kaan benimle konuşmadı. Şerefsiz… Çok da umurumdaydı. Şu an en son düşündüğüm şey Kaan’ın tripleriydi. Tek istediğim yukarı çıkmak, Mahinev’e sokulmak ve onunla konuşmaktı. Ondan uzak durmaya çalıştığım her andan nefret ediyordum artık. On beş dakika sonra Selim geldiğinde ikimiz sesimizi çıkarmadan mutfağa geçtik ve bir şeyler hazırlamak istedik. Dolabın boş olacağını düşünemedik tabii. Başımı mutfak kapısından içeri uzatıp kara kara düşünen Kaan’a seslendim. “Daldığın yerden çık da kızlar uyumadan yukarıdan meyve, peynir falan al.” Kaan sessizce ayaklandığında arkasından bağırdım.…