MAHİ - I / On Dokuzuncu Bölüm
Yazar: Tuğba Atıcı Coşar

Eskitiyorum eskitiyorum kalıyor ne kadar güzel olduğun. -İlhan Berk Özlem Özdil – Candan İleri Ali Asaf Ben. Tam. Anlamıyla. Boku. Yemiştim. Benim zeki bir adam olduğumu söyleyen, buna inanan herkese siktiri çekerdim şu anda. Bu kadının beni mahvetmek için hayatıma girdiğinden adım gibi emindim. Yaptığı her hareket, ağzından çıkan her kelime azgın herifin teki gibi hissetmeme sebep oluyordu. Ona karşı koymaya çalışırken çektiğim acıyı düşündükçe dişlerimi sıktım. Yine de ona tekrar dokunmak için her acıya katlanacağımı biliyordum. Çekeceğim ıstırap ne olursa olsun sesimi çıkarmadan kabul ederdim. Dün gece yaşadıklarımız aklımı uçurmuştu. Şortumun içinde sıkışık kalan aletim bu durumdan pek memnun olmasa da yaşadığımız şey lanet olası derecede güzeldi. Hafif bronz teninden aldığım güneşin tadı, teninin sıcaklığı… Benim için sertleşen meme uçları, içine kaydırdığım parmağımın etrafındaki sıkılığı… Beni hapseden kasılmaları ve ıslaklığı… Delirmiştim… Artık aklını kaybetmiş bir adamdım çünkü tek düşündüğüm şey Mahinev’di. Dün yaşadıklarımızı yeniden yaşamak istiyordum. Fakat yeterli gelmeyeceğinin de farkındaydım. Tadına bakmak istiyordum. Teninden aldığım tadın yanında, onun arzusunun da tadına bakmak istiyordum. Diş fırçamın üzerine macunu sıktı ve bana uzattı. Ondan fırçamı alırken arkasına geçtim, diğer elimle ensesine dökülen atkuyruğunu kenara çekip omzunu açığa çıkardım. Dudaklarımı ensesine dokundurduğumda, bedeninin titremesinin bana verdiği hazla gülümsedim. Dudaklarımı ensesinden çektim, diş fırçamı ağzıma götürdüm. İkimiz de sessizce dişlerimizi fırçaladık. İşimiz bittiğinde banyodan çıkacağımız zaman Mahinev durdu. “Ben bir duş alayım balık kokuyorum,” dediğinde ona itiraz etmek istedim. Kendi kokusundan başka bir koku olmadığını söylemek istedim ama belli ki duş almadan rahatlamayacaktı. Duşa girmesi için onu yalnız bırakıp salona geçtim. Işıkları kapatıp, balkon kapısını ve dış kapıyı da kilitledikten sonra Mahinev’in odasına yürüdüm. Üzerimi değiştirdim ve onu beklerken yatağında uzandım. Bir süre sonra Mahinev, üzerinde kısa bir bornozla odasına girdi. Eliyle başındaki havluyu tutarken bana gergince gülümsedi. Dolabına doğru ilerledi ve bana bakmadan birkaç parça eşya çıkardı. Giyinmemesini söylemek istedim ama onu tamamen çıplak görürsem kendimi durdurabileceğimden emin değildim. Mahinev bornozunun ipini çözdü ama sırtı bana dönük olduğundan sadece hareket edişini izledim. Bornozun altından önce iç çamaşırını giydi ve hemen üzerine de kısa şortunu bacaklarından geçirdi. Bornozunu omuzlarından kaydırınca çıplak sırtına baktım. Sutyen takmadan askılı bir tişörtü başından geçirip aşağı çekti. Belini biraz görebileceğim şekilde açıkta kalan tenini hayran hayran izledim. Mahinev, sıcak suyun etkisiyle kızaran yanaklarını görene kadar bana döndü. Aynalı masasının önüne ilerleyip havlusunu açınca yataktan kalkıp arkasında durana kadar ilerledim. “Ben yapayım mı?” diye sorarken aynadaki yansımasıyla gözlerimiz buluştu. Başını sallayınca, elini tutup onu yatağa doğru yürüttüm. Dizlerini kıvırıp yatağın ortasına oturdu ve ben de arkasına geçtim. Başındaki havluyu sakince çekerken, saçlarının uçlarındaki suyu iyice almak için havluyu sıktım. Yerimden kalkıp aynanın önünden tarağını alırken, “Sen mi tarayacaksın?” diye sordu. Gülümseyerek onu onayladım ve elimde tarakla yeniden arkasına geçtim. Saçlarını önce uçlarından taramaya başladım. Dolaşan tellerini usulca açarken kokusu burnuma doldu. Uzun saçları sırtını ıslatmasın diye altına yeniden havlusunu koyup taramaya devam ettim. Kendimi yaptığım işe kaptırmışken, “Daha önce birinin saçını taradın mı?” diye sordu. “Küçükken birkaç kere Bahar’ın saçlarını taramıştım,” dediğimde güldü. “Biliyor musun?” dedi ve duraksayıp yutkundu. “Ben hep saçlarımı kendim taradım.” Saçından kaydırdığım tarak elimde donup kaldı. Genzimi temizleyip taramaya devam ettim. “Artık ben tarıyorum,” dedim gülümsemeye çalışarak. “Kızın olsa onun da saçını tarar mıydın?” Sesindeki merak ve içtenlik ka…