MAHİ - I / On Sekizinci Bölüm
Yazar: Tuğba Atıcı Coşar

Ötesi aşk, berisi sen! -Özdemir Asaf Karakol – Mabel Matiz Mahinev Kapı kapanma sesiyle uyandım. Koltukta gerilip kendime gelmeye çalışırken gözlerimi aralamaya çalıştım. Salona giren güneş ışığı yüzüme vurduğu için cildim gerilmişti ve gözlerimi açmakta zorlanıyordum. Koltukta dönüp elimi hemen yanıma attım ama boşlukla karşılaşınca istemeden de olsa gözlerimi araladım. Dış kapının önünde duran Ali Asaf’ı gördüğümde yüzümde bir gülümseme oluştu. Tekrar sırt üstü döndüm ve ona baktım. Üzerinde dün gece uyurken giydiği şortu vardı. Koyu gri tişörtünün yakaları neredeyse göğsüne kadar ıslanmıştı. Bana doğru gelirken elinde tuttuğu şişeyi masanın üzerine bıraktı. Mor su şişesini görünce kıkırdadım. “Benim şişem mi o?” Bana doğru gelirken o da gülümsedi. “Evet hanımefendi sizin şişeniz. Bir sorun mu var?” Onu elinde benim mor su şişemle koşarken düşününce yeniden güldüm. “Bana mı gülüyorsun sen?” Başımı iki yana salladım ama gülmemi durduramıyordum. Ali Asaf üzerime doğru geldi ve bana yaklaşana kadar eğildi. Nemli saçlarının arasına parmaklarımı daldırdım ve geriye doğru taradım. “Koşmaya mı gittin?” Başını sallarken burnumun ucundan öptü. “Beni neden uyandırmadın?” “Çok güzel uyuyordun.” Başını eğip boynumdan öptü. Tam kollarımı ona dolayacaktım ki aniden kalktı ve banyoya doğru ilerledi. “Ya nereye?” İsyan eden sesimi duyunca dönüp bana göz kırptı. “Duş alacağım,” dedikten sonra arkasına bakmadan banyoya girdi. Üzerimdeki ince çarşafı tekmeleyerek attım ve doğrulup oturdum. Duştan gelen su sesini duyduğumda ayağa kalktım. İkimizin dün gece birlikte uyuduğu çarşafları ve yastıkları topladım. Eşyaları odama bırakıp yeniden salona gideceğim sırada banyo kapısının önünden geçerken duraksadım. Kapıyı hafifçe tıklattım ve kısa süreliğine suyun sesi kesildi. “Ali Asaf?” diye seslendim. “Söyle yavrum.” Kapıyı hafifçe araladım. “Girebilir miyim?” Yeniden su sesini duymadan önce, “Gel,” dediğini duydum. Bir cesaret kapıyı açtım ve kendimi ısınan banyonun içine attım. Buhar olmuş aynanın karşısına geçtiğimde yüzümü yıkadım ve dişlerimi fırçalamak için diş fırçama uzandım. “Bu havada bu kadar sıcak suyla mı yıkanıyorsun sen?” Bakışlarımı aynadan uzak tutmaya çalışıyordum çünkü bakarsam duşu net olarak görecektim. Yerimde huzursuzca kıpırdanıp bakışlarımı sabit tutmaya çalıştım ama gözlerim bana ihanet ederek arkaya kayıp duruyordu. “Spordan sonra sıcak su kaslarıma iyi geliyor,” diye seslendi. Suyun sesinden dolayı onu az duysam da ne dediğini anlamıştım. Tam işimi bitirdiğim sırada duşun kapısı aralandı ve Ali Asaf ıslak kafasını dışarı çıkardı. Buğulu camın arkasından sadece bedeninin gölgesini görüyordum. Islak saçlarını geriye doğru taradı ve gözlerini aynadan benim üzerime dikti. “Gel buraya,” dedi yüzüme bakarak. Gözlerini kısıp ıslak kirpiklerinin altından beni izledi. Refleks olarak, “Neden?” diye sordum. “Sabah öpücüğümü almadığımı hatırladım.” “Çıkınca alsan olmuyor mu?” derken ona doğru döndüm. İçimden gözlerini sakın yüzünden ayırma, diye kendimi defalarca uyarırken Ali Asaf sanki aklımdan geçenleri biliyormuş gibi sırıttı. “Şimdi istiyorum,” dedi konunun tartışmaya açık olmadığını belirtir gibi net bir tavırla. Ona doğru yaklaştım. Adımlarım komut almış gibi hızlandı ve tam karşısına gelene kadar ilerledi. Ben başımı ona doğru kaldırırken o da yüzünü bana doğru eğdi. Dağınık ıslak saçlarında, teninden akıp giden su damlalarında gezdirdim gözlerimi. Bedeninin çoğu hâlâ duşakabinin arkasında kalıyordu ama yine de kalbim deli gibi atmaya başladı. Başını eğdi ve ben kendimi toparlayamadan dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Yüzünden damlayan su ve ağzının tatlı ıslaklığında kendimi kaybettim. Daha dün gece yan yana sarılarak uyumamışız gibi tenine dokunmak istiyordum. Onu dilediğim gibi öptüm. Dudaklarımı araladım ve dilimle ona dokunurken onun da aynı heves ve heyecanla bana karşılık vermesini kabullendim. Başını bana doğru biraz daha eğdi. Ellerimi ıslak saçlarının arasına yerleştirip onu kendime doğru çekerken saçları parmakları…