MAHİ - I / On Beşinci Bölüm
Yazar: Tuğba Atıcı Coşar

Bir yokuştan koşarak kalbim sana iniyor. -Ceyhun Atuf Kansu Hastayım Sana – Yıldız Tilbe Mahinev Yüzüme gelen suyla gözlerimi kapatırken ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Asuman teyzenin elindeki pet şişeyi görmemiştim bile. Sadece Ayşe’nin yüzüne bakarak donup kalan kıza hiç acımadan hakaret ederken ona izin vermeyeceğimi biliyordum. Amacım onların önüne geçerek bu çirkin ve hak edilmeyen lafları daha fazla duymalarına izin vermemek, bunlara engel olmaktı ama kadın sadece ağzıyla yok etmeye çalışmamıştı kızını. Elindeki şişeyi kızına doğru fırlattığında Kaan’ın hareket ederek Ayşe’yi kollarına alıp sırtını döndüğünü fark ettim. Ben o kadar şanslı değildim. Yüzüme doğru fırlayıp gelen şişeyi fark ettiğimde çok geçti ama pet şişe yüzüme gelmemişti. Fakat yine de sırılsıklam olmuştum. Elimle yüzümden akan ıslaklığı silerken gözlerimi araladım. Tam yüzümün karşısında duran kolu fark ettim ve bakışlarımı kolun sahibine çevirdim. Ali Asaf’ın, yüzümün önünde sımsıkı tuttuğu şişe neredeyse avucunda yok olup gidecekti. Şişeyi öyle bir sıkıyordu ki az sonra parmaklarının arasından toz halinde döküleceğini düşündüm. Yüzüme gelen şişeyi engellemişti ama o hızla yüksek ihtimalle şişeyi sıkınca bütün su yüzüme gelmişti. Aslında sorun değildi. Şu anda kızgın olduğum en son konu benim ıslanmamdı. Ayşe’nin titrek nefesini duyabiliyordum yanımda. Kız korkudan mı titriyordu yoksa bu durumda olmak mıydı onu endişelendiren bilmiyordum ama gözlerimi diktiğim ve parçalamak istediğim tek bir kişi vardı şu anda; o da karşımda duruyordu. “Sen,” dedim dişlerimi sıkarak. “Ya sen nasıl bir kadınsın?” Sesimin yüksek çıktığının farkındaydım. Mahallenin ortasında bağırıp duruyordum ama şu an umurumda değildi. O, kendi öz kızını üzüp hakaret ederken, utanmadan kızına bu kadar insanın içinde elindekini çekinmeden fırlatırken ben bağırmaktan mı utanacaktım? “Sen karışma,” dedi Asuman teyze tıpkı az önceki gibi. Kızına kullandığı o ses tonunu bana da yöneltmişti. “Öyle bir karışacağım ki,” deyip öne doğru bir adım attım ama belimden tutulan kollarla fazla ilerleyemedim. Beni kimin tuttuğunu biliyordum ama şu an gözüm onu da görmüyordu. “Ali Asaf bırak beni,” dedim dişlerimi sıkarak. “Bırak bakalım benim yüzüme karşı söylesin o lafları da karşılığını vereyim. Ayşe hâlâ ona saygısından susabilir, annesidir ama benim zerre umurumda değil ona saygı duymak.” “Mahinev,” dedi kulağımın dibinde beni sakinleştirmek ister gibi ama hâlâ kollarından çıkmaya çalışmakla meşguldüm. “Yavrum bi’ dur,” dediğinde sadece benim duyabileceğim kadar kısık tutmuştu sesini. Sakinleşmek istiyordum, gerçekten. Ali Asaf bunu başarmak üzereydi ama gözüm hızlı adımlarla yanımıza gelen Bahar’a kaydığında onun Ayşe’nin yanına ilerlediğini gördüm. Sonra Ayşe’ye baktım ve Ali Asaf’ın kollarının arasında donup kaldım. Bir insanın ağlaması beni her zaman etkilerdi ama sevdiğim birinin böyle ağlaması tüm savunmamı yerle bir etmişti. Ayşe, başını Kaan’ın göğsüne gömmüş sessizce ağlıyordu. Ne yaptıysa bu kadın, kızın ağlarken bile sesi çıkmıyordu. Omuzlarının şiddetle sarsılmasından ve derin derin iç çekmelerinden anlıyordum. Kaan ellerini onun omuzlarına sarmış kulağına doğru eğilmişti. Bir şeyler söyleyerek onu sakinleştirmek istiyordu. Az önceki sinirim yerini katıksız bir öfkeye bıraktığında hâlâ karşımızda durmaya devam eden kadına döndüm. “Ya sen nasıl bir insansın!” dedim tıpkı onun az önce bizim yüzümüze iğrenerek baktığı gibi bakarak. “Sen ne vicdansız kadınsın, şu kızın hali de mi seni etkilemiyor ya!” Elimle Kaan’ın kollarına sığınan Ayşe’yi işaret ettim. Yeniden, “Sen karışma!” derken öfkeli gözlerini üzerime dikti. Bakışlarındaki nefret bir saniyeliğine de olsa şaşırmama neden oldu ama arkasından gelecek sözlere hazırlıklı değildim. “Bizim anne kız ilişkimiz hakkında zerre fikrin yok senin. Nereden olacak ki? Senin annen-” Cümlesini bitiremedi çünkü Emine annemin sesi herkesi susturdu. “Asuman!” diye bağırdığında bakışlarım bize doğru gelen Emine annem ve Seyhan teyzeye döndü. “Bunca…