MAHİ - I / Dokuzuncu Bölüm
Yazar: Tuğba Atıcı Coşar

Aklımdan çıkmıyor… Aklım çıkıyor ama O çıkmıyor. -Oğuz Atay Ayrılık Acı Bir Şey – Müslüm Gürses Ali Asaf Bazı anlar vardır aydınlanma yaşatan. Kalp ağrısı eşliğinde, tüm bedeninize acı çektirecek kadar ağır bir farkındalık hissi yaşarsınız. Bir şarkı sözü, doğan ya da batan güneş veya sadece kısacık bir gülüş… Böyle anlarda ne hissedeceğini hiç düşünür mü acaba insanoğlu? Ben hiç düşünmemiştim. Anlık şeyler benim zaaflarım olmadı hiçbir zaman. Bir şey başından beri ya vardır ya da yoktur benim için. Sonradan olurlara pek inanan biri olmadım bu yaşıma kadar. Şimdi, gökyüzünün karanlık sinsiliğini yok etmeye çalışan ay ışığının altında, arabamın içinde oturup karşımda duran evi izlerken sorgulamak istediğim, sorgulamam gerektiğine inandığım birçok düşünceyle baş başa kalmıştım. Aklımda dönen şeylerin ulaşacağı nokta çok hayırlı değildi ama dönüşü olmayan bu yola girmemek için uzun zamandır çabaladığımı da itiraf etmem gerekiyordu. Bazı şeyleri bilmek, bazı şeyleri delicesine hissetmek beynimden bir kurşun yemişim hissi yaratıyordu üzerimde. Acı veriyordu ama yine de içten içe yeşillenen o filiz, içimde oluşan tereddütlü korku, bildiğim her şeyi unutmam için beni zorluyordu. Radyoda çalan türkünün sözleri kulağıma dolduğunda, zihnimin ötesine saklanan düşüncelerden sıyrılıp şarkının sözlerini aklımın bir köşesine kazımak istedim. Elimi uzatarak hafifçe sesini yükselttim. İki elimi direksiyonun etrafına sarıp birleştirdim ve çenemi de kolumun üzerine yaslayıp, gözümü kırpmadan salon ışıklarının hâlâ yandığı evi izledim. Kuru dalda gül olur mu? Sevmeyenden yâr olur mu? Türkünün sözleri, sanki benim az önce Mahinev’e söylediklerimi hatırlatmak ister gibi diken olup tenime bata bata kulaklarıma doldu. Çiçek gibi kızsın Mahinev, gelip benim gölgemde solmaya neden bu kadar meraklısın? Kendi kendime acımasızlığın kitabını yazdın az önce şerefsiz, diye düşündüm. Senin kalbin bir bana mı taştan? Yerimde huzursuzca kıpırdanmama, tenime ateş değmiş gibi yanmama sebep olan bu soruya cevap verememek benim acizliğimdi. Beni haklı görmesini istemiyordum. Ondan anlayış da beklemiyordum ama hiç mi benim tarafımdan düşünmüyordu? Allah şahit bir gün bile, tek bir gün bile Mahinev’e o gözle bakmadım. Bir gün bile aramızda bir şey olacak düşüncesine kapılmadım. Emine teyzenin yanına geldiği ilk zamanları hatırlıyordum. O kadar küçük ve ürkekti ki insan ister istemiz bağrına basmak istiyordu onu. Sonra başına gelenleri uzaktan izlemiş, annemden duymuştum ve onun her sene bir yaş alırken gözlerimin önünde nasıl güçlü bir kıza dönüştüğünü adım adım izlemiştim. Bahar’dan ayıramıyordum Mahinev’i. İçime, aileme o kadar Bahar gibi girmişti ki bir gün dahi aksini düşünmemiştim. Kendimi geçtim, onun bana karşı olan hislerini hiç anlamamıştım ki. Belki saçmalıktı, belki de aptallıktı ama zerre kadar şüphelensem bugünlere gelmesine izin verir miydim bilmiyordum. Mahinev, akıllı kızdı. Dudaklarından dökülen, çocuksun daha sana bakmaz kelimelerini duyduğum an, bunca zaman onun bana belli etmemek için çabaladığını anlamıştım. Ama şimdi her şey değişmişti. Şimdi her şey, eskiden olan her şey artık daha anlamlı geliyordu gözüme. Didişmeleri, bana karşı koymaları, inatla abi dememesi… Daha bir sürü şey yeni anlamlarla tekrar tekrar doluyordu zihnime. Her bir hareketini, her bir kelimesini farklı canlandırıyordum artık gözümde. Aynı sahnedeydik, aynı oyunu oynuyorduk ama artık sahnelenen oyunun bir amacı varmış gibi hissettiriyordu düşüncelerim. Mahinev, zamanını beklemişti. Kendimi onun yerine koymayı denediğimde beceremiyordum. Ben yapamazdım. Ne onun kadar sabır vardı bende ne de onun gibi güzel sevme yetisine sahip bir adamdım ben. Şimdi her şey değişmişti. Her şeyi berbat etmem bir yana, içimde verdiğim savaşı kazanma gücüm yoktu. O gün bahçe kapısında Mahinev’i duyduğumdan beri kendime gelemiyordum. Kendime öfkelendim, ona öfkelendim. Canını yaktığım için köpek gibi pişman olsam da doğru yolda ilerlediğime o kadar emindim ki… Şimdi olduğum noktaya bakınca, bulu…