🕊️BÖLÜM 4🕊️
Yazar: Nisa Nur Cingitaş

"Kalbindeki çiçekleri sulamayı unutan birisi için her gün güneş çizemezsin." *** FATİH Üç gündür Neva'yı görmedim. Yine yemek yemeyi kabul etmediğini duyduğumda çenem istemsizce kasıldı. Hizmetçilerden biri mağlup bir halde elindeki tepsiyle mutfağa omuz silkerek girmişti. "Yok, yine kabul etmedi." Çalışanların az önce kahvaltı yaptığı masada tek başıma otururken soğumuş çayımı tepeme diktim. Sandalyeye özenle astığım ceketimi hızla alıp giydim. "Bu kadarı yeter." Diyerek gözlerimi kararttım. Üç gün ağzına bir şey almayarak ne yapmaya çalışıyordu bu kız? Diğer kişiliğine geçene kadar ölüm orucu tuttuğunu biliyordum. Ama bu düzeni bozmaya gelmiştim, düzene uymaya niyetim yoktu. Yanından geçerken tepsiyi bana uzatan hizmetçiye tek kaşım havada baktım. "Götürmeyecek misin?" Diye sordu şaşırmış bir ifadeyle. "Onu buraya getireceğim. Artık ayağına gitme dönemi kapandı." Yüzündeki hafif meraklı kızarmayı görmezden gelerek mutfaktan çıktım. Sadece konuşmanın işe yaramayacağını biliyordum. Onu aşağı indirmem kolaydı ama hassas birisi olduğu için sınırlarını ihlal etmek ve onu ürkütmek istemiyordum. Koruma olmak...Keşke Cemil Bey beni patlamalı, silahlı bir göreve gönderseydi. Dış dünyadaki tehlikelerle baş edebilirdim peki ya Neva'yı iç dünyasındaki tehlikeden onu incitmeden nasıl koruyacaktım? Allah yardımcım olsun, zira buna ziyadesiyle ihtiyacım var. Neva'nın odasına geldiğimde elim kapı kolunda durakladı ve sanki yanmış gibi hızla geri çekildim. Kıyafetimi düzelterek kapıyı tıklattım. Ses yok. Bir daha tıkladım, yine bir belirti yok. "Neva, ben Fatih." Birkaç saniyelik duraksamanın ardından "Üç gündür kahvaltı yapmıyorsun ve bu sağlığın açısından iyi değil. Kapıyı açıp kendi iradenle mutfağa inersen işimi kolaylaştırırsın. Yok ben ille de inat edeceğim dersen bu kapıyı kırarım ve seni her halükârda aşağı indiririm. İnan bana daha önce çok kapı kırdım." Yine ses gelmeyeceğini düşünmüştüm ama yatak gıcırtısıyla birlikte Neva'nın çatallı sesini duydum. "Hiç istemiyorum...Ayrıca hareket edecek halim yok." "Çünkü hücrelerine enerji üretebilecek besin sağlamıyorsun" Yine uzun bir sessizlik... "Pekâlâ..." Sakin kalmaya çalışarak kapıyı kırmak için omzumu hazırladım. "Kapı açık." Diye uyardığında neredeyse kapıya toslayacaktım, son anda durdum. Başımı rahatsız bir şekilde sağa sola çevirerek kapının kolunu aşağı indirip kapıyı açtım. Oda havasızlıktan nefes alınmayacak bir halde olduğundan yüzümü ekşiterek içeriye adım attım. İlk yaptığım şey, karanlık bir kuyudaymış izlenimi veren perdeleri açarak içeri ışık girmesini sağlamaktı. Ardından pencereleri sonuna kadar açtım. Kış kapıdaydı, Ankara'nın ayazı içeriyi büyük şevkle doldururken yatağa doğru döndüm. Neva kısık gözlerle beni izlerken yorganına sarılmış halde kurumuş bir çiçeği anımsatıyordu. O an fark ettiğim şey, inat ettiğinden değil de gerçekten buna hiç gücü olmadığı için bu halde olduğuydu. Temkinli adımlarla ilerleyip yatağının yanına diz çöktüm ve onunla hemen hemen aynı hizaya geldim. "Beslenmeyi neden reddediyorsun?" Gözlerinden bir anlık şaşkınlık geçtiğini gördüğüme eminim. Ama o ustalıkla benden gizledi. "Söyledim ya, enerjim yok." "Yemezsen enerjin olmaz tabii." Kalkmaya çalıştığını fark ettim ama o kadar hâlsizdi ki titreyen eklemleri yardım çığlıkları atıyor gibiydi. Dudağımın kenarını ısırıp yatağa doğru uzandım. Bir elimi bacağının altından geçirecekken duraklamayı akıl edebildim. "İzninle?" Bembeyaz kâğıt gibi yanaklarının hafifçe kızarmasıyla "Yürüyebilirim. Yani deneyebilirim en azından." Diye yanıt verdi. Ellerimi geri çektim ve ayağa kalkmasına destek olabilmek adına kolumu uzattım. Bu sefer duraklamadan koluma tutundu ve ayağa kalktı. Birlikte yeni yürümeyi öğrenen bir bebek gibi kapının çıkışına doğru kaplumbağa hızında yürüyorduk. "Kapını bugün neden kilitlemedin?" "Hiçbir zaman kilitlemem ki." Sorgulayan gözlerle ona baktığımda, o sadece ayağına oldukça büyük gelen tavşanlı pantuflarına bakıyordu. Doğru üç gün önce odasına dağdan inme ayı gibi girdiğimde de…