🕊️BÖLÜM 2.1🕊️
Yazar: Nisa Nur Cingitaş

"Kendini saklayarak bulamazsın." *** FATİH T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI / KLİNİK GÖZLEM RAPORU Dosya No: 2026/DKB-402-V2 "...Sistem, ağır travmatik anılarla başa çıkabilmek için Duygusal İçe Çekilme ve Reaktif Agresyon kutupları arasında salınım göstermektedir. Reaktif-Saldırgan yapının kontrolü ele aldığı süreler, Ana Benlik için 'tam kayıp zaman' olarak raporlanmıştır. Hastanın hem kendisine hem de çevresine yönelik risk taşıması sebebiyle, kapalı kapılar ardında klinik gözetim altında tutulması..." Doktor, karşısında dik oturan, tetikte bekleyen bana dikkatle baktı. Az önce elimde okuduğum raporu hışırtıyla doktorun masasına fırlatarak attım. "Bana tıbbi terimleri açıklayacak mısınız yoksa altı sene tıp okumamı mı beklemeyi düşünüyorsunuz doktor?" Önüne fırlattığım dosyayı eline almadan önce gözlüklerini çıkararak masasına koydu. Dosyayı yavaşça kapatıp koltuğunda geriye doğru yaylandı. Ve buna sinir oldum. "Bakın, bu raporu okuduğunuzda kafanızın karıştığını biliyorum. 'Alter ego', 'amnezi bariyeri', 'dissosiyasyon'... Bunlar çok teknik terimler. Ama gelinen noktayı size en basit haliyle şöyle anlatayım: Neva'nın zihni, çok uzun zaman önce, muhtemelen çocukluğunda, taşıyamayacağı kadar ağır bir yükle karşılaştı. Ve o an, hayatta kalabilmek için bir karar verdi." "Nasıl bir karar?" "Bölünme kararı. Bir cam bardağı düşünün. Sert bir darbe aldığında tuzla buz olur ya? Onun zihni de öyle yaptı. Ama parçalar kaybolmadı, her biri kendi başına yaşamaya devam etti. Eskiden tanıdığınız, o bildiğiniz 'masum ve kırılgan' hali, aslında madalyonun sadece bir yüzü. O, dünyanın acılarına karşı koyamayacak kadar incinmiş olduğu için, zihni onun yerine 'kavga edecek' başka birini yarattı." Odadaki su ısıtıcısı kaynama noktasına geldiğinde atıp yeşil ışığını yaktı, doktor ayağa kalkıp muhtemelen dünden beri yıkamadığı için dibinde kahve kalıntılarının kuruduğu bardağını aldı. Buharın ıslattığı duvarın nemine odaklanarak "Kahve?" diye sordu. Bu soruyu hiç duymamış gibi sorularıma devam ettim. "O öfkeli hali... O başka biri mi yani?" Kaşığıyla üç şeker attı ve tembelce kahvesini karıştırırken soruma nasıl bir açıklama yapacağını düşündü. "Aslında hayır, o da kendisi. Ama o anlarda kontrolü tamamen bu 'koruyucu' dediğimiz tarafa bırakıyor. Bu ikinci kişilik, o kendisini değersiz hissettiğinde veya köşeye sıkıştığında ortaya çıkan bir zırh gibi. Sorun şu ki; bu zırh artık kime saldırdığını seçemiyor. Daha da kötüsü, o 'naif' olan tarafı, bu zırhı giydiği anları hiç hatırlamıyor. Arada kalın bir duvar var. Biz buna 'amnezi bariyeri' diyoruz. Bir tarafta yaşananlar, diğer tarafa sızmıyor." Neva'nın özel koruması olmadan önce kişisel doktoru ile görüşmem gerekliydi. Rahatsızlığı herkesten saklanıyordu. Normalde bir hastanede yatılı tedavi görmesi gerekirken camdan şatosuna kilitlenmiş bir masal perisi gibi Safir'e hapsedilmişti. Ben Neva'yı çocukluktan beri izliyordum. Bazen canım yana yana dikenli bir çalılığın arasından bazen de münasebetsiz kalp atışlarımı gizleyen buz gibi bir binanın arkasından... İkimiz de annesiz büyüdük...O benim gibi babasız büyümedi demek isterdim ama sanırım Cemil Bey, o var olup da yok gibi hissettiren babalardan. Cemil Bey'i, Neva'dan çok daha fazla gördüğüme emindim. Kısacası Neva da ben de hem öksüz hem de yetim hissediyorduk. El ele tutuşan sevgililere değil de anne-babasının elini tutan çocuklara özenenlerdendik biz. Küçükken kolunu ya da bacağını felçli olduğu için kesen insanlara şaşırırdım. Hissetmese bile neden bir uzvunu keserdi ki insan? Boşluğuna bakıp üzülmez miydi? Sonra gerçeği fark ettim... Hissedemediğin bir şeyin varlığı yük oluyordu insana. Ve bir süre sonra var olduğu hâlde yok gibi hissettirmesi daha fazla can yakmaya başlıyordu. Belki de Neva bu yüzden çok öfkeliydi babasına, varken yok olduğu için... Neva'nın öfke fazı uzun sürdüğünde sakinleştirici verilmesi gerekiyordu. Bu diğer sakin kişiliğine geçmesini kolaylaştırıyordu. Ama nihai çözüm değildi elbette. Dünkü benim için ilk olmayan ama Neva için i…