MADALYON CEMİYETİ - 1 KIŞ GÜNEŞİ
HAYATIN RENKLERİ
Yazar: Şeydanur İpek

MERHABA! Finalden önceki üçüncü bölüme hoş geldiniz! Hepinize iyi akşamlar! Hepinize keyifli okumalar diliyorum. Bol bol yorum atmayı ve oy vermeyi unutmayın. Ay bunlar son bölümlerimiz olduğu için o kadar duygusalım ki bölümü zırlayarak yazmış olabilirim. Güzel ve çok yorum yapın olur mu? Sizi seviyorum. Keyifli okumalar yeniden. binlerce ağlayan emoji... Bölüm şarkısı: Guns N' Roses - This I Love Bölüm 49: Hayatın Renkleri Vlad aptal bir adam değildi. Eşi ve çocuğu için muhteşem bir koruma ordusu bırakmıştı ama ben de aptal değildim. Adamlarımın, Margosha ile gelenler bize katılana kadar saldırmalarına izin vermemiştim. Herkes ölebileceğini biliyordu ama kimse geri çekilmedi çünkü sonunda kazanacakları ödül daha cazip gelmiş olmalıydı. Yerde yatan adamlara bakarken burnumu kırıştırdım ve bulanan midemi görmezden geldim. Bir buçuk aylık hamileydim ve yaşadığım bütün mide bulantılarını ya da olduğum yerde uyuyakalmalarımı yorgunluğa bağlamıştım. Fakat şimdi etraftaki kan kokusu zaten bulunan midem için hiç de yardımcı olmuyordu. "Burada bekleyin," dedim adamlara. "Ve gözünüzü dört açın. Evden birisi çıkarsa da sakın vurmayın, sadece yakalayın." "Emredersiniz." Ağzımdan nefes almaya çalışarak kapıya doğru ilerledim. Saat gece üçtü ve bütün gün beni yatakta tutmalarına rağmen kendimi yorgun hissediyordum. Belki de yalnızca bir ruhsal çöküntüydü ama daha fazlasıymış gibi hissediyordum. Dışarıdaki hengameyi duymamış olmak için aptal olmak gerekirdi. Bu yüzden ışıklar yandığı an üç kadının da ayakta olduğundan emin oldum. Kapıyı çaldığımda içeriden gelen tartışma seslerini duyabiliyordum. Muhtemelen çoktan kocalarını aramışlardı. Aptallık etmeden kapıyı açarlarsa iyi olurdu. Yoksa kendim açmak zorunda kalacaktım. Kapıyı tekrar çaldığımda yaşlı bir kadın kapıyı açtı. Üzerindeki kıyafetlerine ve yaşına bakılırsa kadınlardan birisi olamazdı. Ya dadıydı ya da yardımcı olarak onların yanında kalıyordu. "Saatin kaç olduğunun farkında mısınız?" dedi kadın. "Bu saatte burada ne işiniz var?" Baygın bakışlarımı kadına çevirdim. "Gerçekten bu oyunu oynayacak mısınız?" dediğimde yutkundu ve gözlerini kaçırdı. İzin sitemeden eve daldım ve sanki yolu biliyormuş gibi önden yürüdüm. İçgüdülerime güvenerek ilerlediğim yolun sonunda bir salona çıktım. Gecelikleri ile birbirine yaklaşmış bekleyen üç kadın görüş alanıma girdi. "Sen..." Diğerlerinden bir adım öne çıkan kişi iki kadını arkasına çekti. Cesurca. Saygı duydum ama azıcık. Çünkü ancak kendisine saygısı olmayan birisi bu piçlerden birisi ile evli olabilirdi. "Sen de kimsin? Ne yaptığının farkında mısın? Burasının kimin evi olduğunun farkında mısın?" diye bağırdı. Gözlerimi kadının uzun sarı saçlarında, korkudan solmuş teninde ve arkasına çektiği diğer iki kadının önünde tuttuğu titreyen ellerinde gezdirdim. Sanırım otuzlu yaşlarının sonundaydı ve itiraf etmek gerekirse güzel bir kadındı. İçimden bir ses onun Vlad'in eşi olduğunu söyledi ama tabii ki de yalnızca bir tahmindi. Parmaklarımı saçlarımın arasından geçirirken arkamda artan kalabalığa baktım. Adamlar içeri girmemişti ama diğerleri benimleydi. "Sofya?" dedi arkada duran kumral saçlı, kısa kadın. "Sen de bu işin içindesin?" "Hangi iş?" Sofya kaşlarını çattı. "O ihanete uğramış surattan kurtul, burada ihanete uğrayan biziz." "Vay canına," dedi Margosha. "Sanırım bazılarının güzellik uykularını böldük." "En azından uyuyabiliyorlarmış," dedim sinirle gülerken. "Benim kim olduğumu gerçekten bilmiyor musunuz yoksa aptal mısınız?" Sorum üçünün de bana bakmasına neden oldu. "Victor'un karısı değil misin?" Hiç konuşmayan kadın bir adım öne çıktı. Çenesini havaya diktiğinde gözlerimi kıstım. İnan bana, bugün bana meydan okumak istemezsin, diye mırıldandım kendi içimden. Bugün o gün değildi. "Evet," dedim başımı sallerken. "Ben Victor'un karısıyım. Tatyana Ivanova." Hepsini dikkate süzdüm. "Ve bilin bakalım neden buradayım?" "Bak," dedi en öndeki. "Kocalarımızın işlerine bizler karışmayız, bunu çok uzun zaman önce öğrendik. Eğer her şey bittiği…