MADALYON CEMİYETİ - 1 KIŞ GÜNEŞİ
ÖLÜMSÜZ KABUSLAR
Yazar: Şeydanur İpek

İyi akşamlar, merhaba... Bölüm gecikmesi için özür dilerim, size muhteşem bir bölüm yazdım. Ne ararsanız var. Keyifli okumalar diliyorum. Sınır geçen bölümle aynı, ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz. Görüşmek üzere. Bölüm 41: Ölümsüz Kabuslar Yarının ne getireceğini bilmiyordum ama bugün herkes yanımdayken yarını düşünmek istemiyordum. Merdivenlerden inerken mutfaktan gelen gülme sesiyle yan tarafa döndüm ve mutfakta uğraşan Margosha'ya baktım. Sabahın köründe hizmetçilerin yanındaydı ve görünen o ki onlara yardım ediyordu. Daha da iyisi Hiroshi de onun yanındaydı, elindeki bıçakla sebzeleri doğrarken Margosha'ya özenle bir şeyler anlatıyordu. Kısa cümleler ama uzun paragrafları vardı. Üstelik hizmetçi kızların ona ağzının suyunu akıtarak bakmasına aldırmıyor olmalıydı ki üzerindeki sporcu atleti ile çalışıyordu, onu görmeye alışkın olduğu gömlekler ya da takım elbiseler yoktu üzerinde. Omzundan koluna doğru inen bir ejderha dövmesi vardı, görmemek elde değildi. Kızıl kırmızı olan bu dövme esmer teninde daha da belli oluyordu. "Günaydın," dedim gülümsediğimde. Herkesin gözleri bana döndü. Margosha kocaman gülümsedi. "Günaydın seksi kuğu, nasılsın?" "Seni sormalı," dedim onu süzerken. "Kafan iyi mi?" "Elbette iyiyim." Elindeki bıçağı kaldırdı, Hiroshi hafifçe irkilerek geri kaçsa da belli etmedi. "Unutmayın ki bana hiçbir şey olmaz." Pekala, birileri biraz fazla Türk kanallarını izliyordu sanırım. "Türk dizlerini izlemeyi seviyorsun sanırım." Mavi gözleri kocaman oldu. "Elbette seviyorum, favorim Aşk-ı Memnu. Orijinal adı buydu, değil mi?" dediğinde gülerek başımı salladım. "Dün, biraz Nihal gibiydim ama bugün tam anlamıyla Bihter'im." "Şükürler olsun ki Hürrem değil," diyerek aramıza katıldı Sofya. "Mahidevran olmasından iyidir," diyen Vasili'nin sesini duyduğumda kahkaha attım. Vasili başını mutfağa doğru uzattı, kahvaltı hazırlıkları devasa mutfakta çok iyi gidiyordu. Kimse ne konuştuğumuzu anlamasa da biz kendi aramızda eğleniyorduk. Margosha ve Hiroshi yeniden işlerine dönmüşlerken başımı çevirip arkadaşlarıma baktım. Vasili... Şey görünen o ki o da kaslarını sevgilemekten çekinmiyordu. Üzerinde sadece bir kapüşonlu vardı ve önünü açık bırakmıştı, yara izlerini görmemek elde değildi. Kaslarının üzerinde, göğsünde bile izler vardı. Bakışlarımı merdivenlerden inen Felix'e çevirdiğimde gözlerimi devirdim. Bu erkeklere ne oluyordu böyle? Üzerindeki gömlek boyunda, saten robdöşambırın önünü gelişigüzel şekilde bağlamış iniyordu. Saçlarını toplamamıştı ki uzun saçları onu tam da olduğu yaşta gösteriyordu, saçlarını bağladığında daha gençti. Kaslarını yanından geçen çalışanlara cömertçe gösterirken kızaran kadınların kendi aralarındaki fısıltıları duymazdan geldiğinden emindim. Kükreyen ağzı göğüs hizadında olan siyah renkli ama kırmızı yaldızları olan bir ejderha dövmesi omzuna doğru yükselerek kayboluyordu. Hiroshi'nin dövmesinin atası gibiydi bu ejderha, katbekat gösterişliydi. "Herkese günaydın," dedi esnerken. "Kahvaltı hazır mı?" "Servis için sizi bekliyoruz efendim," dedi yaşlı kadın hafifçe eğilerek. "Ivanov nerede?" diye sordu. "Gelir şimdi," dedim. Tam da bu esnada Victor telefonla konuşarak evin misafir odasından çıktı. Ama ne çıkış. Sevgili kocam, geceliğin üzerindeki bol robdöşambırın önünü bile bağlama gereksinimi duymadan aşağı inebileceğini düşünerek ani bir gaflete kapılmıştı. Başta kocam olmak üzere sevgili arkadaşlarımız ve ailemizin erkekleri Rusya'nın dikkat çekici erkekler listesinin başına yerleşmeye kararlı olabilirlerdi ama kocam, hayır. Olmaz. Asla. İmkansız. "Siz geçin," dedim merdivenlere yöneldiğimde. "Biz geliyoruz." Kimse sorgulamadan salondaki yemek masasına yöneldiğinde ben de hızlı adımlarla merdivenleri çıktım ve telefonunu kapatan kocama baktım. "Günaydın bebeğim," dedi yanağımda bir makas aldığında. "Kahvaltıya geç mi kaldık?" "Hayır, onlar da yeni geçtiler," dedim gülümserken, hayır, hiç de katil bebek Chucky gibi gülümsemiyordum. "O zaman biz de inelim, hadi." Elini belime koyduğunda yeri…