MADALYON CEMİYETİ - 1 KIŞ GÜNEŞİ
G.S.S.K.
Yazar: Şeydanur İpek

İyi akşamlar, evinizin drama kraliçesi geldi jdlsjflsnd Muhteşem bir yeni bölüm hazırladım, bakalım neler olacak? Sizi bölümle baş başa bırakıyorum. ❤️ Keyifli okumalar. Bölüm şarkısı: Taylor Swift - Vigilante Shit Bölüm 33: Gerçeklerin Sınırında, Sanrıların Kucağında Victor Ivanov: Ölümün binbir türlüsü vardı. Yaşamın binbir türlüsü vardı. Sevmenin ve nefret etmenin de binbir türlüsü vardı. Birisinden nefret etmen zaman alırdı ama bu şerefsizden nefret etmem sadece bir cümleydi. Önümde yatarken ve onu öldürmem için bana yalvarırken sadece ona bakmaya devam ediyordum. Çoktan ölmüş olmasını bekliyordum aslında, en azından kan kaybından ölür diye düşünüyordum ama hala ölmemişti. Opera salonunda Tanya ağlayarak ne olduğunu anlatmaya çalışırken onu görmek yeterli olmuştu. Tanya'yı o hale getirmesi benim için yeterliydi, benim karıma dokunmaya çalışmış olması... Dahası, sikeyim dahası onun zaten bu konuda ölüme yakın olması her şeyi mahvetmişti. Onu içeri çektiğimde kendimi tutmam söz konusu bile olamazdı. Opera salonunda onu yumruklamam ya da bacağını kırmış olmam umurumda değildi. Tanya'nın iyileşen bütün parçalarını yok etmişti, şimdi ben de onun bütün parçalarını yok edecektim. Bu yüzden onun hiçbir işe yaramayacak olan sikini kestiğimde ya da kollarını kırdığımda hala öfkeliydim. Ona defalarca kez vurduğumda ve acıdan her bayıldığında yeniden ayırttığımda hala öfkeliydim. Şimdi ayaklarımın dibinde acıyla inleyerek sadece ölüm, diye fısıldayabilirken hala öfkem soğumamıştı ama bir bok hissedebileceğini bile sanmıyordum. Ona tek kurşunla ölüm vereceğimi mi düşünüyordu? Komik. "Onu alıp nehre atın," dedim ellerimdeki kanı silerken. "Yüzebilirse çıkar." Vasili sırıttı. "Ne talihsizlik ki kolları kırılmış." Tebessüm edebilecek kadar iyi değildim. Tanya uyuduktan sonra onu yatakta bırakıp çıkmıştım çünkü bütün gece ikimizi birden mezara sokan bu piçi öldürmenin hayalini kurmuştum. Güneş doğmak üzereydi, eve gitmem ve onu görmem gerekiyordu, nasıl olduğunu merak ediyordum. "Sana iki isim verdi," dedi Vasili. "Ona inanıyor musun?" Başımı salladım. "İnanıyorum." "İnanmak sonuç ister." Ellerini beline koyduğunda. "Sebeplerine inandığın şeye nasıl bir sonuç getireceksin?" Yutkundum. Kadınları öldürmek bana göre değildi. Kaşlarım çatıldı. Ama demiştim ya ölmenin binbir türlüsü vardır. Öldürmekle ölüme itmek gerçekten benzer şeylerdi. "Ölüm," dedim gözlerine baktığımda. "Senin kadınları öldürmezsin," dedi gergin bir şekilde. "Ama benim karıma bunu yaptıranları ölüme iterim. Onlar da bir kadını öldürmeye çalıştılar." Elimdeki bezi yere attım. "Bu yüzden onlar da ölecek ama yavaşça." Etrafıma bakındım. "Burayı halledin, benim Tanya'nın yanına dönmem gerek." Az önce içine Moses'in elini soktuğum pirana dolu akvaryumuma baktım. Su kan rengiydi ve piranalar içinde delirmiş gibi hızlı hareket ediyorlardı. Onlar da şu an kendi cennetlerindeydi. "O suyu da temizleyin olur mu?" dedim akvaryumu işaret ettiğimde. "Böyle kötü görünüyor." Vasili başını salladı. "Sen Tanya'ya bak, burayı ben hallederim." Başımı salladım ve eskiden ofisim olan ama şimdilerde arada sırada kullandığım yerden çıktım. Aklımda onlarca senaryo dönüyordu. Tanya'ya edilen ihaneti ondan önce öğrenmiştim. Ondan önce cezalarını kesmek ne kadar doğru olurdu bilmiyordum. Ona söylersem yıkılacaktı ki tek başına ayakta kalamıyordu. Biraz daha zamana ihtiyacı vardı, biraz daha güce ihtiyacı vardı. Bu yüzden şimdilik, sadece şimdilik tek başıma halletmek zorundaydım çünkü bu öfke beni boğacaktı. Eve vardığımda Sofya ve Tanya'yı kahvaltı masasına yardım ederken buldum. İkisi de gülümsüyordu ve ikisi de iyi görünüyordu. Kız kardeşimi ve karımı böyle görmek benim için bütün servetime bedeldi ki servetimin ne kadar büyük olduğunu bir cümlede özetlemek mümkün değildi. Tanya'ya görünmeden merdivenlere yürümeye çalıştım ama beni gördü. Gülümsedi. Tanrı'm, dünden sonra böyle toparlamasını beklemiyordum. Ona gerçekten iyi geliyor olabilir miydim? Belki de yanlış şeyi yapıyordum, ondan uzak durma…