MADALYON CEMİYETİ - 1 KIŞ GÜNEŞİ
EKSİK PARÇALAR
Yazar: Şeydanur İpek

Bölüm şarkısı: David Kushner - Daylight Merhaba, nasılsınız? Ay bir haftada nasıl özledim sizi. Bölüm çok uzun, 10.000 kelimeden daha fazla olduğu için sizden çok yorum istiyorum. Sizi seviyorum, keyifli okumalar diliyorum ❤️ Bölüm 23: Eksik Parçalar İlk defa bir kiliseye girdiğimde altı yaşındaydım. Büyükannem beni bir Ortodoks Rum kilisesine götürmüştü. Sanırım Beyoğlu'ndaydı ve o dizlerinin üzerine çökerek mihrabın biraz gerisinde dua ederken, havada asılı duran çarmıhtaki İsa'yı görmek beni biraz ürpertmişti. Küçük bir figürdü ama sadece altı yaşındaydım ve yakılan bir peygamberin son halinin ölümsüzleştirilerek oraya asılmasından biraz ürkmüştüm. Yine de kilisenin renkli camları ilgimi çekmişti ve büyükannem duasını bitirene kadar etrafımı seyretmiştim. Sonrasında birkaç kez daha kiliseye gitmiştim onunla. Fakat Tanrı ile insanın arasında bu kadar çok şeyin olması fikri kafama yatmamıştı ve biraz baskıyla gelen ısrarlara rağmen Ortodoks olmamıştım. Büyükannem biraz da olsa baskıyı her zaman severdi. Yine de adetlerini, kutlamalarını, hangi günler yapıldıklarını biliyordum. Bu yüzden ayak uydurmakta zorluk çekmeyecektim. Neredeyse dolu olan kilisenin önünde durduğumuzda Victor'a baktım. "Bu biraz sıkıcı olacak," dedi elimi tuttuğunda. "Ve biraz da gürültülü." "Kilise korosu gayet güzel Victor," dedi Galina. "Abartma." "Kiliseye girince yanmayacağından emin misin?" diye sordu Vasili ona alayla. "İki gündür seni dövmüyorum diye mi böylesin?" diye sordu Victor. "Dayak bağımlısı mı oldun?" "Lütfen sabahın köründe başlamayın," dedi Sofya, Vasili'yi ittirmeye başladığında. "Yürü sen de dayak manyağı! Hiç akıllanmıyorsun!" Vasili bir yandan Sofya tarafından çekiştirilirken diğer taraftan da ona laf yetiştirmeye çalışıyordu. Kilisenin kapısında gözden kaybolduklarında Victor başını iki yana sallayarak bir şeyler mırıldandı ve o da yürümeye başladı. Onun hemen yanında yürüyordum ve biraz gergindim. "Bu kadar gergin olma," dedi bana. "İnan bana halamın arkadaşlarına hesap vermek, Tanrı'ya hesap vermekten daha zor olabiliyor." Kısık bir sesle güldüğümde yanımızda duran Galina yeğenine ters bir bakış ama Victor oralı olmadı. "En son ne zaman günah çıkartmaya geldin Victor?" dedi Galina, bu esnada kiliseye girmişti. İçerisi oldukça hoştu, bilmiyorum, güzel bir kiliseydi işte. İstanbul'daki Katolik kiliseleri kadar gösterişli değildi bu kilise ama yine de renkli camlarını, açık kahverengi oturma yerleri ve mihrabı hoştu. Mihrabında Meryem Ana ile İsa peygamberin bir çizimi vardı. "Günahlarımın kefareti olarak bütün mal varlığımı bağışlamam gerekiyor," dedi Victor. "Beş parasız kalırım muhtemelen, bu yüzden ölmeden önce yapmaya karar verdim. Toplu günah çıkartıyorlar mı?" Duraksadı. "Bunu erkeden papaza sormalıyım." "Seni serseri!" Galina onun kolunu çimdikledi ve bunu yaparken gerçekten de canını yakmayı hedeflemiş olacak ki Victor irkilerek kolunu çekti. "Tanrı'nın evinde böyle şeylerle nasıl dalga geçersin? Böyle yaparsan Tanya'ya nasıl bizim inançlarımızı sevdireceksin?" Victor gözlerini devirdi. "Ben misyoner değilim," dedi halasına. "Misyoner deyince aklıma gelen tek şey bir pozisyon. Bilmem anlatabildim mi?" "Tanrım!" Bu defa ben kolunu çimdikledim. "Kes sesini! Bu şekilde konuşma! Burası kutsal bir yer!" "Sen Hristiyan bile değilsin," dedi çimdiklediğim yeri ovduğunda. "Sonuç olarak insanların kutsal saydığı yerlere saygım var. İnsanların Tanrı'ya ibadet ettikleri yerlerde böyle konuşamazsın." Victor gözlerime baktı, bu esnada Galina hala söylenerek yanımızdan ayrıldı ama bunun bir nedeni de arkadaşlarını görmüş olması olabilirdi. Hatta nasıl hevesle uzaklaştığına bakılırsa kesinlikle arkadaşları içindi bu ayrılık. "Bugün beyaz giymişsin," dedi üzerimdeki uzun kollu, triko elbiseye bakarken. Elbise dizlerimin altına kadar gelen, elbette uzun kollu ve yuvarlak yaka bir elbiseydi. Altına düz, eflatun renginde stiletto giymiştim ve aynı renk saatimle birlikte hoş görünüyordu. Saçımı küçük, üzerinde mor ve açık mavi minik çiçeklerin…