MADALYON CEMİYETİ - 1 KIŞ GÜNEŞİ
Ö.O.İ.M.K. -2
Yazar: Şeydanur İpek

Bölüm şarkısı: Ellie Goulding / Like A Saviour Merhaba kuğularım. Yazarken çok sevdiğim bir bölümle geldim. Lütfen oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın. Keyifli okumalar. ❄️ Bölüm 8: Özgür Olmak İçin Mahkûm Kalmak Part-2 Hayatın adil olmadığını anladığında insan ne kadar küçük olmalıydı? Çıplak ayaklarıyla kirli bir sokakta annesinin peşinden koşan küçük bir çocuğun bu adaletsiz hissiyle yüzleşmesi, yetişkin bir insanın hayatın adaletsiz olduğunu anladığı anki gibi olmuyordu. Bu yüzden elde edilen bir çift ayakkabı, bir paket çikolata, içten bir gülümseme kaybedilemeyecek kadar değerliydi. Bir şeyi kazandığında onu kaybedemezdi. Kazandığını kaybetmemek için şehri birbirine katabilirdi. Şimdi o eşikteydi, kazanmak üzere olduğu bir hazine vardı ve bu öylesine değerli, öylesine önemli, öylesine hayatını değiştirecek bir hazineydi ki yapıp yapmamakta tereddüt ediyordu. Eğer hazineye ulaşırsa o zaman onu kaybetmemek için değil şehri, dünyayı birbirine katmayı göze alacaktı. Parmaklarından yere damlayan kanı seyrederken aklından binlerce şey geçiyordu. Annesinin peşinden koşuşunu, annesinin ona gülümsemesini, ona aldığı ilk çikolatayı. Öldürdüğü ilk kişiyi, ellerine kanın bulaştığı ilk anı, Tanrı'ya dua ettiği son anı... Âşık olduğu günü, kadının çekingen ve şaşkın gülümsemesini, kısılan gözlerini, küçük güzel yüzünü... Yutkundu ve ellerine baktı. Kanlı ellerine. Hayatı boyunca kandan daha hızlı kuruyan bir şeyle daha karşılaşmamıştı. Kan hemen kurur, ellerinin şeklini alıverirdi. Ona adete yapışarak yaptığını unutturmamak için tutunurdu ama onun için kandan kurtulmak iğrenç derece kolaydı. "Bugün biraz gerginsin," dedi arkasından gelen dostu. O yollarda onunla birlikte yalın ayak koşan dostu yanına, deponun pis merdivenlerine oturduğunda başını kaldırıp gri gözlerini ona çevirdi. "Ve de sinirli. Bir şey mi oldu kardeşim?" Victor kararsız bir şekilde önüne döndü. Yerde yatan iki cesede baktı. İkisi daha önce onun için çalışan adamlardı. İş arkadaşlarının kızını taciz etmişlerdi, eh, bu adamları öldürmek kendisini dünyanın en iyi adamı gibi hissettirmiyordu. Ya da işlediği günahlarının kefaretini ödediğini de düşünmüyordu. Yalnızca... Buna tahammülü yoktu işte. "Anton Yurnayev ile konuştun mu?" dedi Vasili'nin sözlerini duymazdan gelerek. Neden gergin olduğu hakkında konuşmak istemiyordu. Vasili'ye mutlaka anlatacaktı, birbirilerinden hiçbir şey saklamazlardı ama şimdi değil, biraz daha sonra. "O İtalyan piçlerini şehrimden bir an önce çıkarsın yoksa onu da, o piçlerle birlikte yollarım." "Masadaki diğer isimlerle de bağlantı kurmaya başlamışlar," dedi Vasili canı sıkkın bir şekilde. "Biraz soruşturdum, silah ticareti ve uyuşturucu konusunda anlaşmalar yapılıyormuş." Victor sinirlerinin gerildiğini belli olacak şekilde güldü. "Beden habersiz anlaşma imzalıyorlarmış, hı?" Başını salladı. "Bak sen şunlara, ne cesurlarmış." "Sakin ol," dedi Vasili. "Ben halledeceğim." Victor damağına vurdu. "Sen şöyle yap," dedi ayağa kalktığında. "Buradan direkt İtalyanların yanına git. Eğer yarın akşama kadar şehirden siktirip gitmiş olmazlarsa anlaşma yaptığı kişilerle birlikte onları da öldüreceğimi ve piranalarıma yem edeceğimi söyle." "Üç aileler." Vasili duraksadı. "Onları karşına almak istediğinden emin misin?" Victor çenesindeki yara izini kaşıdı. "Onlar beni karşılarına almaktan çekinmemişlerse ben neden çekineyim? Sen git konuş, canım zaten sıkkın." Vasili de ayağa kalkarak onula birlikte yürümeye başladı. "Ben de onu merak ediyorum, canın neden sıkkın?" "Benjamin yeğeniyle evlenmemi istiyor," dediğinde Vasili nedeyse düşecekti. Tökezledi ama düşmedi. Şaşkınlıkla Victor'a bakıyordu. "Siktir, sen ciddisin!" Victor cevap vermemeyi tercih etti. Kızla evlenmenin başına açacağı sorunları düşünemiyordu. Her şeyden önce kendi hayatı değişecekti. Düzeninin değişmesinden nefret etmesi bir yana bu her şeyi etkileyecekti. Tam bir belanın içindeydi. Ellerine baktı. Kanlı ellerine... Ne yapacaktı? Bu ellerle mi dokunacaktı ona, sarılacaktı? Öylesine bir…