Lumigen: Spectre Corps

9. Bölüm: Luis'in Hikayesi

Yazar:

Lumigen: Spectre Corps - serhat sarica kitap kapağı
Lumigen: Spectre Corps kitap kapağı

Yüzlerce yıl önce, Astrum şehrinin unutulmuş gecelerinden birinde… henüz sekiz yaşında küçücük bir kız çocuğu olan Luis, hayatının en büyük yangınını yaşadı. Evleri alevlere teslim olduğunda, annesiyle babası o ateşin içinde kaldı. Luis, dumanın boğucu kollarından kurtuldu ama ailesini kaybetmenin ne demek olduğunu anlayamayacak kadar küçüktü. Yetimhaneye götürüldüğünde, o duvarlar Luis için bir ev değil, zincirlerden ibaretti. Çocuk yüreği, annesinin sesini, babasının sıcaklığını özlüyordu. Ve o küçücük yaşta karar verdi: Kaçacaktı. Geceyi bir pelerin gibi üstüne aldı, sokak aralarında sessiz adımlarla kayboldu. Peşine düşen yetişkinleri atlatmayı başardı. Onu ayakta tutan tek şey vardı: mezarlık. O yolu, zihnine kazımıştı; annesiyle babasının orada olduğunu biliyordu. Sonunda, gecenin soğuk rüzgârları eşliğinde mezarlığın girişini gördü. Caddenin karşısındaydı. Düşünmeden adımlarını hızlandırdı. O sırada kulakları yırtan bir fren sesi, göz kamaştırıcı bir ışık patlamasıyla birleşti. Çığlık gibi yankılanan o sesin ardından Luis bilincini kaybetti. Gözlerini yeniden açtığında, kendini çimenlerin serinliğinde buldu. Başını çevirdiğinde gördü: aile mezarlığının yanındaydı. Vücudu paramparça gibiydi; başından akan sıcak kan, kollarındaki ve dizlerindeki yaralar her hareketinde ona acı veriyordu. Küçücük bedeni titriyordu ama bu korkudan değil, bedenine sızan ölüm soğuğundandı. Yine de dudaklarına ince bir tebessüm yerleşti. Çünkü ailesine yaklaşmıştı. O anda, mezarlığın lambaları bir bir kızıl renge büründü. Taşların gölgeleri kan kırmızısına dönerken, Luis başını çevirdi ve gördü: karanlığın içinden bir silüet onu izliyordu. Gözleri kıpkırmızı yanıyordu. Ama Luis korkmadı. Çocuk kalbinin masumiyetiyle gülümsedi ve kısık bir sesle sordu: “Beni annemle babama götürmeye mi geldin?” Sesi titriyordu, ama bu korkudan değildi; kan kaybının ve tükenen nefeslerin son çırpınışıydı. Silüet yavaş yavaş şekil aldı. Üzerinde gecenin karanlığından dokunmuş bir elbise vardı; elbiseyi kıpkırmızı süslemeler belirginleştiriyordu. O, Violet’ti karanlığın kendisi, Umbragen. Violet eğildi, bakışlarını çocuğun üzerine indirdi. Mezarlığın taşlarına sinen sesi yankılandı: “Küçük insan… ailenle buluşmak için çok erken. Daha vaktin var.” Luis’in göz kapakları ağırlaşmaya başlamıştı. Yorgundu, bedenini teslim eden bir yolcu gibiydi. O an Violet, diz çöktü ve elini Luis’in göğsüne koydu. Karanlık ve kızıl enerji çocuğun küçük bedenini sardı. Yaraları kaynarken, acı bıçak gibi saplanıyordu. Luis’in çığlıkları gecenin sessizliğini yardı; gökyüzündeki yıldızlar bile o çığlıkla titremiş gibiydi. Sonunda Luis dayanamadı, bilincini kaybetti. Ama artık aynı çocuk değildi. Onu kurtaran güç, kanla ve karanlıkla yoğrulmuştu. Luis’in kaderi, o andan itibaren insanla gölge arasında sıkışıp kaldı. Violet, ölümsüzlüğünün uzun tarihinde ilk kez bir insana dokunmuştu. Ve bu, masum bir çocuktu. Karanlık bile olsa, bir çocuğun ölümüne izin verememişti. Luis’in gözlerinde artık yalnızca bir çocuğun masumiyeti değil, aynı zamanda karanlığın mühürü de vardı. O gece, Astrum’un sessiz taşlarının arasında, hem insan hem de karanlık doğmuştu. Violet, Luis’i kurtardıktan sonra onun hayatına gölge gibi karıştı. Ama bu bir anne sıcaklığı ya da dostane bir rehberlik değildi. Violet’in varlığı soğuk, ağır ve mesafeliydi. O, karanlığın efendisi olarak hiçbir zaman insan olmanın ne demek olduğunu gerçekten kavrayamamıştı. Luis’in gözyaşlarına, masum sorularına karşılık vermeyi bile çoğu kez bilmezdi. Luis, büyürken Violet’i sık sık sorguladı: “Neden beni kurtardın? Beni neden bırakmadın o gece?” Ama Violet, çoğu zaman sessiz kaldı. Bazen bakışları uzak bir gökyüzüne dalar, bazen sadece kısa bir fısıltıyla geçiştirirdi: “Öyle gerekiyordu.” Oysa Violet’in bile açıklayamadığı bir şey vardı: İçinde, ilk kez hissettiği bir merhamet kıvılcımı. Luis’i kurtarmak, ona kendi karanlığını vermek… bu kararın sebebini Violet dahi adlandıramıyordu. Luis büyüdükçe, Violet’e karşı içinde karmaşık duygula…

Bölümün tamamını WritePad'de oku