7. Bölüm: Nox Aeterna Tarikatı
Yazar: serhat sarica

Nox Aeterna Tarikatı Şehrin dışındaki terk edilmiş katedralin derinliklerinde, hava nemli taşların soğukluğunu taşıyordu. Yüksek tavanı örten karanlık, sanki yaşayan bir varlık gibi kıpırdanıyordu. Ortada, siyah mumlarla çevrili yuvarlak bir dairenin içinde diz çökmüş onlarca figür vardı. Hepsinin yüzü, göz çukurlarını tamamen örten obsidyen maskelerle gizlenmişti. Sadece gözlerinin içindeki solgun kırmızı parıltı görünüyordu. Ellerini göğüslerine koyarak hep bir ağızdan fısıldıyorlardı: “Nox Aeterna… Nox Aeterna…” Koro gibi yankılanan sözler, katedralin taş duvarlarında uğursuz bir ritim yaratıyordu. Tam ortada yükselen kürsünün üzerinde Thadeus duruyordu. Üzerinde siyah işlemeli bir cübbe, elinde ise kırık bir yıldız sembolü taşıyan baston vardı. Gözlerini kapatıp göğe kaldırdı. “Gece ebedidir. Violet’in ışığı yok eden kudretiyle gölgeler hükmedecek! Aurel’in kalıntıları bulunacak, ve Lumigen’in adı sonsuza dek silinecek!” Cemaat, daha yüksek bir sesle tekrarladı: “Nox Aeterna! Ebedi Gece hükmedecek!” O an, katedralin ortasındaki siyah mumların alevleri aynı anda titredi. Sanki görünmeyen bir gölge, onların yanında hazır bulunuyordu. PyroShock, Nox Aeterna’nın izini sürerken onlardan birini köşeye sıkıştırmıştı. Şehrin tenha sokaklarından birinde, ay ışığının zor ulaştığı karanlık bir köşede, adam çaresizce geri adımlıyordu. Yüzünde obsidyen maskesi hâlâ yerindeydi; maskenin göz boşluklarından solgun kırmızı parıltılar süzülüyordu. PyroShock ağır adımlarla yaklaşarak elindeki metal sopayı doğrulttu. “Sen… kimsin? Anlat!” dedi, sesi tehditkâr ve soğuktu. Adam sağa sola bakındı, kaçış yolu aradı ama suskun kaldı. Tam bir hamle yapacakken PyroShock, yıldırım gibi bir hızla yakasına yapıştı. Sert bir yumruk, maskenin tam ortasına indi. Maske parçalanarak yere savruldu, adam ise sendeleyip taş zemine düştü. Yüzünde morluklar beliren adam başını tutarak inledi. “Ne… ne oldu bana? Neredeyim ben?” PyroShock kaşlarını çattı, yeşil gözleri tehditkâr bir ışıkla parladı. “Şimdi sakın bana hiçbir şey hatırlamadığını söyleme. O numarayı yemem.” Sopasını adamın göğsüne bastırarak daha da yaklaştı. “Kimsin? Nox Aeterna nedir?” Adam zor nefes alarak konuştu. “Dur… ben… bilmiyorum. Yemin ederim… ama…” Gözleri, yerde duran maskeye kaydı. Elleri titreyerek işaret etti. “O lanet şey… beni kullanıyordu. Ben sıradan biriyim, işime gücüme bakıyordum. Maske… beni kontrol etti.” PyroShock maskeyi yerden aldı. Elinde çevirirken gözleri daraldı. Maskenin iç yüzünde, garip semboller karanlıkta kıpkızıl parıldıyordu. Dudaklarının kenarı alaycı bir gülümsemeyle kıvrıldı. “Demek karanlığın oyuncağısın ha? İlginç…” Adam acıyla yere yığılmıştı. PyroShock’un sorularına direnemedi ve sonunda tarikata dair birçok şeyi anlattı. Öğrendiklerine göre, maskeler takan kişiyi iradesiz bir köleye dönüştürüyor, onları Thadeus ve Violet’e sadakatle bağlamaya zorluyordu. Ama asıl dikkat çekici olan, Nox Aeterna’nın artık Spectre Corps’un peşinde olmasıydı. PyroShock sırıttı. “Işık hüzmelerinin peşindeler… Spectre Corps, şimdi Violet’in radarına girdi. Bu oyun daha da ilginçleşiyor.” Adamı orada bıraktı, maskeyi yanına alarak karanlık sokakların içinde kayboldu. ********** Elena kahvesinden yeni bir yudum almıştı ki, Lumi’nin sesi sessizliği böldü. “Yakında biriyle tanışacaksın.” Elena kaşlarını kaldırdı. “Ne? Kim? Tehlikeli mi?” Lumi hafifçe gülümsedi, altın parıltılı gözleri bir anlığına daha derinleşti. “Hem evet, hem hayır… O burada. Bir Naturis.” Tam o anda odanın kapısı üç kez tıklandı. Elena irkilerek başını çevirdi. “Kim ki? William… ah, evet, o olmalı.” Aceleyle yerinden kalktı, kapıya yürüyüp tokmağı çevirdi. Kapı aralandığında karşısındaki silüet, gölgelerin içinden ona bakıyordu. Üzerinde bol bir kapüşonlu ceket vardı; başlığı yüzünü gölgeye saklıyordu. Fakat aralığından görünen kırmızı blazer ceketin keskin hatları seçiliyordu. Başlığın karanlığından, iki parlak yeşil göz ışıldadı. Elena o bakışları hemen tanıdı. “PyroShock…” Adam sessizce ona baktı, sesi der…