Lumigen: Spectre Corps

5. Bölüm: Spectre Corps'un Doğuşu

Yazar:

Lumigen: Spectre Corps - serhat sarica kitap kapağı
Lumigen: Spectre Corps kitap kapağı

Astrum'un geceye bürünmüş sokaklarında derin bir sessizlik hâkimdi. Şehrin çelik kuleleri gökyüzüne karışıyor, neon ışıklar ise o karanlıkta sönük bir yankı gibi titriyordu. Akşamın bu saatlerinde, Astrum ilk kez huzurlu görünüyordu — ya da öyle sanılıyordu. Kian Grey, loş ışıklarla aydınlanan ofisinde tek başına oturuyordu. Cam duvarın arkasındaki şehir siluetine karşı, sessizce söyleniyor, içini kavuran öfkeye tutunmaya çalışıyordu. Devin... kardeşi artık yoktu. Onu öldüren kişi belliydi: PyroShock. Hem işlerini yerle bir etmiş hem de en yakınını, en değerli varlığını ondan almıştı. Öfke Kian’ın damarlarında kaynıyor, ama bu öfke onu harekete geçirecek kudrette değildi... henüz. Tam o sırada, ofisin penceresinde ince bir parıltı belirdi. Kian kaşlarını çatarak ayağa kalktı. Gözleri o garip ışığı takip etti. Parıltı, pencere camını hiçe sayarak içeri süzüldü ve odanın ortasında şekillenmeye başladı. Işık, yavaşça bir forma büründü. Bir silüet. Ve o silüet... Devin’di. Ama bambaşka bir hâlde: Teninden yumuşak bir ışık yayılıyor, gözleri altın sarısı bir parıltıyla ışıldıyordu. Bedeni süzülüyor, varlığı sanki bu dünyaya ait değildi. Kian, gözlerini kısıp titrek bir sesle konuştu: “Devin...?” Silüet gülümsedi. Sesi yankılıydı, ama tanıdıktı. Güçlüydü. “Kian... ben yokken böyle oturup çaresizlikle tavanlara mı bakacaksın? Hayır, bunu yapmana izin vermiyorum. Ben olmasam da... sen devam edeceksin.” Süzülerek Kian’a yaklaştı. Adımları duyulmuyordu. Göz göze geldiklerinde, o parıltılı bakışların altında eski kardeşlikleri yankılandı. Devin yeniden konuştu: “Toparlan. Tüm rakiplerimizi ez. Daha büyük ol. Daha güçlü. Ve o zaman... PyroShock'tan intikamımızı alacağız.” Kian irkildi. Geriye bir adım attı. Yüzündeki ifadede hem merak hem de korku vardı. “Sen... ama sen ölmüştün.” Sesindeki kırılganlık, onun hâlâ inanamayan tarafını yansıtıyordu. Devin’in silüeti Kian’ın arkasına süzülerek geçti. Sesi bu kez daha net ve sertti: “Evet, öldüm. Ama hâlâ buradayım. Senin içinde. Kendi gücünü hatırlamana yardım etmek için geldim.” “Tembelliği bırak. Harekete geç. Hâlâ seni izleyen, seni bekleyen adamların var.” Kian yavaşça arkasını döndü. Devin’e baktı. O gözler... konuşma şekli... kararlılığı... hepsi kardeşine aitti. Ama artık bir insan değil, bir hatıranın ışığı gibiydi. Bir anlığına gözlerini kapattı. Sonra başını sallayarak fısıldadı: “Evet... sen hâlâ benimlesin. Ve ben ne yapmam gerektiğini biliyorum. Sayende yolumu yeniden görebiliyorum.” Gözlerinde hüzün yerini kararlılığa bıraktı. Dudaklarında hafif bir tebessüm oluştu. Adeta yeniden doğmuş gibiydi. “Başlıyoruz Devin... bu kez birlikte değil belki, ama senin anınla.” Ofisteki karanlık, Kian’ın gözlerinde parlayan yeni bir ateşle dağılmaya başladı. Astrum şehri artık uyanmıştı. Kian Grey, kardeşinin hatırasını kalbine kazımış, onun fısıltısıyla harekete geçmişti. Astrum’un haritasında beş büyük bölge vardı ve her biri, rakip çetelerin hâkimiyetindeydi. Kian, bu bölgeleri bir bir hedef alarak harekete geçti. Ancak bu bir savaş değil, bir strateji yürüyüşüydü. Kian, planlı ve soğukkanlıydı. Adamlarına sık sık tek bir şeyi hatırlatıyordu: "Patronları ortadan kaldırın, adamları kazanacağız." Çünkü bu yeni düzende kan değil sadakat gerekliydi. Sadece gerektiği kadar dökülen kan, Kian'ın gözünde değerliydi. Sadakat göstermeyenler — patronlarına körü körüne bağlı olanlar — sessizce yok edildi. Geri kalanlar... onun saflarına geçti. Astrum'un sokaklarında güç dengesi, artık tek bir merkeze akıyordu: Kian Grey. Polisler mi? Onlar da sürecin dışında değildi. Başkomiser Timmy, yıllardır Kian’dan yüklü rüşvet alıyordu. Dosyalar kapanıyor, gözler başka yöne çevriliyordu. Her şey Kian için önceden hazırlanmış gibiydi. Artık şehrin karanlık yüzünde tek bir hükümran vardı. Kian. Ofisindeki loş ışıklar, artık bir zaferin ışığı gibi parlıyordu. Masasının önünde dimdik ayakta duruyordu. Gözlerinde artık korku değil, kararlılık vardı. Yorgunluk değil, tatmin... Tam o sırada, tanıdık bir parıltı odanın…

Bölümün tamamını WritePad'de oku