Lumigen: Spectre Corps

4. Bölüm: Gölgeler Arasında Işık

Yazar:

Lumigen: Spectre Corps - serhat sarica kitap kapağı
Lumigen: Spectre Corps kitap kapağı

Şehrin ışıkları her zamanki gibi yanıyordu; ancak sokaklar, alışılmışın dışında bir sessizliğe gömülmüştü. Gökyüzünde yeni ayın karanlığı, Astrum’un çelikle örülmüş siluetini daha da tehditkâr kılıyor; Ignis Lux’un bilinçsizce saldığı titreşimlerle dalgalanan ince ışık huzmeleri, sokak lambalarının gölgelerinde kıvılcımlar gibi titreşiyordu. Astrum’un yer altı dünyası her zaman karanlıktı, ama o gece farklıydı. Kanunların hükmedemediği bu şehirde, çeteler, mafyalar ve onları perde arkasından yönetenler hüküm sürüyordu. Ve onların en korkulan isimleri, Grey Kardeşler olarak bilinen iki adamdı: Devin Grey ve Kian Grey. Uyuşturucu, silah, kaçak organ... Akla gelen her yasa dışı ticaret onların ellerinden geçerdi. Sert, acımasız ve rakipsizlerdi. Ta ki bir geceye kadar... Devin, şehrin doğusundaki terkedilmiş bir depoda yeni bir sevkiyatı denetlerken, sessizliği bir kıyamet bozdu. Alevle çarpılmış gibi bir patlama, ardından çığlıklar ve susturulmuş silah sesleri... Orada olanlar için zaman durmuştu. Görgü tanıkları, tek bir ismi fısıldıyordu: “Pyroshock.” Ateşin ve yıldırımın beden bulmuş hâli. Kimse onun nereden geldiğini, ne istediğini bilmiyordu. Bildikleri tek şey, onun geldiği yerlerde hiçbir şeyin eskisi gibi kalmadığıydı. Devin’in kurduğu depo, o gece yerle bir olmuştu. Dışarı çıkabilen yalnızca bir adamdı. Yanık kıyafetleri ve kan içindeki elleriyle, doğrudan Kian Grey’in karşısına çıktı. Kian, loş ışıklarla aydınlatılmış ofisinde, cam duvarın arkasındaki şehre yukarıdan bakarken, gelen haberi duymuştu. Sırtı dönüktü; sessizliğin içinde tek duyulan şey adamın kekeleyerek çıkan sesiydi: “Efendim... Pyroshock... aniden ortaya çıktı. Onlarca adamımızı tek başına... indirdi. Büyük kardeşiniz Devin... o... karşı koyamadı...” Kian, yavaşça arkasını döndü. O an, odadaki hava ağırlaştı. Gözleri çeliğin soğuk tonunda parlıyordu. “Ne dedin sen?” diye hırladı, sesinin altındaki öfke duvarları titretiyordu. Adam gözlerini yere dikti, dizlerinin bağı çözülmüş gibi titriyordu. Kelimeler boğazında düğümlendi. “Efendim... Devin... öldü.” Bir anda çınlayan bir silah sesi, kelimelerin yerini aldı. Adam, yere cansızca yığıldı. Elinde hâlâ tüten tabancasıyla Kian, hareketsiz duruyordu. Parmakları tetikteydi ama gözlerinden süzülen yaşlar, yanan öfkesinin ardına saklanmıştı. Bir fısıltı döküldü dudaklarından. Sessizliğe çarpan bir lanet gibi yankılandı: “Pyroshock... bunu sana en ağır şekilde ödeteceğim.” ★★★★★ Rüya Her yer bembeyazdı. Sonsuz bir boşluk gibi uzanıyordu çevresi. Yukarıda gökyüzü yoktu, aşağıda bir zemin hissi de... sadece var olan, her şeyi yutan bir beyazlık. Elena, bu garip ortamda ayakta durduğunu fark etti. Etrafına baktı ama yön duygusu yitmişti. Sol-sağ, ileri-geri… her şey aynıydı. Bir anda, göz açıp kapayıncaya dek her şey değişti. Artık Miradis Kütüphanesi’ndeydi. Rafların ağır kokusu, tozun keskinliği, taş zeminlerin yankısı… her şey tanıdıktı. Ama garip bir sessizlik vardı — sanki tüm sesler bastırılmış, zaman duraklamıştı. O an göz ucuyla bir hareket fark etti. Bir çocuk. Rafların arasında durmuş, sessizce ona bakıyordu. Açık sarı saçları güneş gibi parlıyordu. Gözlerinin irisi... altın sarısıydı. Parlak ve delici. Üzerinde bembeyaz bir takım elbise vardı; içindeki gömlek sarıydı, ceketi özenle iliklenmişti. Küçük ama asalete sahipti sanki, başka bir gerçekliğe ait bir varlık gibi. Elena yaklaşarak fısıldadı: “Kimsin sen?” Çocuk yalnızca gülümsedi. Hiçbir şey söylemeden döndü ve rafların arasına süzüldü. Elena, kalbi hızlanarak ardından yürümeye başladı ama çocuk... yok olmuştu. Rafların arasında yalnızca toz vardı ve o boğucu sessizlik. Birkaç adım daha attı, gözü telaşla çevreyi taradı. Ve o an... Arkaya döndüğünde, karanlığın içinden bir çift kırmızı göz ona dikilmişti. Gözler hareketsizdi ama içlerinde bir öfke, bir uyarı... ya da çok daha ilkel bir şey saklıydı. Elena çığlık atamadan bir anda doğruldu. Soluk soluğaydı. Ter içinde kalmıştı. Gözleri hâlâ rüyanın izindeydi, sanki o kırmızı gözler hâlâ odadaydı. A…

Bölümün tamamını WritePad'de oku