3. Bölüm: Uyanışın İlk Adımı
Yazar: serhat sarica

Akşamın turuncu ışığı, Astrum’un gökyüzünü yavaşça mora çeviriyordu. Gün, yerini loş bir gölgeler şehrine bırakırken, Miradis Kütüphanesi’nin önündeki sessizlik, yaklaşmakta olan bir fırtınayı fısıldar gibiydi. Kütüphaneden biraz geride, dar bir sokağın köşesine park etmiş siyah araç, göze çarpmayacak kadar sıradan, ama dikkatli gözler için fazlasıyla amaçlıydı. Ön koltukta oturan Kevin Vance, ellerini dizlerinin üzerine sabitlemiş, gözlerini kütüphane kapısından ayırmadan bekliyordu. "Rick... bu kız da nereden çıktı şimdi?" dedi düşünceli bir sesle, sanki kendi kendine konuşuyormuş gibi. Direksiyondaki Rick hafifçe güldü. "Sen o anı kaçırdın tabii. William telefonda babasına bağırıyordu, öyle sinirlendi ki telefonu kızın elindeki kahveye fırlattı. Kahve, telefon... pat! Her şey havada uçuştu! Haha..." Rick kahkahasını bastıramadı. "Ben var ya, kız şimdi çantasını William’ın kafasına geçirir dedim, o kadar sinirliydi!" Kevin, bakışlarını Rick’e çevirdi. Yüzü ifadesizdi ama sesi netti: "Kes. Gerçekten o olsaydı, sen izlemekle mi yetinecektin?" Sonra kısa bir iç çekti. "Bu görev ne kadar sürecek bilmiyorum ama umarım fazla uzamaz..." Cümlesi daha bitmemişti ki... gözleri kütüphaneye yeniden çevrildi. Karanlık camların ardından gelen parıltılar... ilk başta yansıma gibi görünse de, birkaç saniye içinde gerçek dışı bir ışıltıya dönüştü. Rafların arasında çakılan ışıklar, camlarda yansıyan kıvılcımlar... İçeride bir şeyler oluyordu. Hem de sıradan bir şey değildi bu. "Rick!" dedi Kevin birden, sesi sertleşmişti. "Bir şeyler oluyor... Çabuk!" Rick zaten refleksle kapıyı açıyordu. Kevin ise çoktan inmişti bile. Ayakları kaldırıma değer değmez koşmaya başladı. Her adımında içgüdüleri bağırıyordu: Bu sıradan bir izleme işi değildi artık. Kütüphane... William... o kız… Kütüphanenin eski taş duvarları hâlâ titreşiyordu. Toz zerrecikleri havada asılı kalmıştı, sanki zamanın kendisi birkaç saniyeliğine duraklamıştı. Yerdeki yıldız biçimli kolyeden hâlâ ışık hüzmeleri yükseliyordu. Her biri ince, keskin bir çizgi gibi göğe uzanıyor, sonra birer yıldız gibi yok oluyordu. William gözlerini kısmıştı, gözbebekleri yoğun ışıktan yanıyor gibiydi. “Bu... Bu şeyler de ne böyle?” dedi, sesi tedirginlikle karışık bir hayranlık taşıyordu. Elena, gözlerini kamaştıran ışıklara rağmen bakmaya çalışıyordu. “Işık... ama çok hızlı... bir tür enerji sanki... canlı gibiler,” diye mırıldandı. Son bir ışık huzmesi diğerlerinden farklıydı. Diğerlerinden daha uzun, daha parlaktı... ve aniden yükselerek kütüphanenin tavanını aşarak kayboldu. Birden sessizlik çöktü. Ortam yeniden kütüphanenin doğal loşluğuna bürünmüş, ışıkların dansı sona ermişti. Ancak William ve Elena, hâlâ göz gözü görmeyen bir sisin içindeymiş gibi etraflarına yabancıydılar. İşte o anda, kütüphanenin ağır kapısı hızla açıldı. Kevin ve Rick içeriye girmişti. Ellerinde tabancalar, dikkatli bakışlarla çevreyi taradılar. Kevin, William’ı görünce hemen ona yöneldi. “William! Ne oldu, iyi misin?” dedi ve tabancasını hızla beline yerleştirdi. William, gözlerini kısmış halde Kevin’e döndü. “Hey! Yine mi sen?” dedi, sesinde öfke ve şaşkınlık birbirine karışmıştı. O sırada Elena’nın bakışları yerdeki kitaba takıldı. Parlaklığı sönmüş, sade beyaz kapağına bürünmüştü ama... bir şey olmuştu. “El kitabı... William, kitaba bak!” dedi, eğilerek hemen onu yerden aldı. Kitabın ilk sayfasında daha önce görünmeyen yazılar beliriyordu. Sarı ve altın renkli çizgilerle yazılmış, canlıymış gibi titreşen harfler... Elena dikkatle okudu: “Lumigen: Uyanma aşamasının ilk adımı gerçekleşti. Ignis Lux aktive oldu. Lumigen tam olarak uyanmadan, dünyaya yayılan gücü kontrolsüzdür. Bu güçler kendi iradelerine sahiptir.” Elena’nın yüzüne şaşkınlıkla korku karıştı. “Bu... ne demek şimdi?” dedi, sesi fısıltıya dönmüştü. William dudaklarını araladı, ama gözleri hâlâ satırlarda takılıydı. “Lumi... ne?” diyebildi sadece. Kütüphane sessizdi. Ama artık o sessizlik, sıradan bir sessizlik değildi. Işık, dünyaya yayılmıştı. Ve bu sadece…