2. Bölüm: Primrose Ailesi
Yazar: serhat sarica

Astrum’un parlak kulelerinin gölgesinde, şehirdeki servet akışını yöneten tek bir isim vardır: Charles Primrose. Onu ilk kez gören biri, yaşını tahmin etmekte zorlanabilir. Zira altmış yaşındaki bu adam, zamanın fiziksel etkilerine meydan okuyan bir disiplin ve özgüven taşır. Griye dönmüş saçları başının arkasına doğru ustalıkla taranmış, alnı açık ve berraktır. Her saç teli, yılların tecrübesini ve kararların ağırlığını taşır gibi muntazamdır. Yüzünde kırışıklıklar yok değildir elbet, ama bu çizgiler yorgunluk değil; bilgelik ve sorumlulukla yoğrulmuş yılların izidir. Gözleri, buz mavisi bir sessizlikle çevresini süzer. Sanki bakışlarıyla yalnızca insanları değil, verileri, kararları, sistemleri ve tehditleri de tarayabilir. Bu gözlerle bir kez göz göze gelen, onun sıradan biri olmadığını derhâl anlar. Üzerinde her daim özel dikim koyu renkli bir takım elbise bulunur. Lacivert ya da kömür grisi tonlarındaki kumaş, ışığı içine çekerken, duruşuna ek bir ihtişam katar. Kol düğmeleri, yalnızca Primrose ailesine özel olan bir sembol taşır: iç içe geçmiş üç altın daire, Nexor’un sonsuz döngüsünü simgeler. Gömleği kusursuz ütülü, yakası dimdiktir. Kravatı her zaman sade ama mükemmel düğümlüdür, hiçbir detay şansa bırakılmamıştır. Charles’ın sesi yüksek değildir, fakat sustuğunda odadaki herkes susar. Çünkü onun sessizliği, çoğu insanın sözlerinden daha anlamlıdır. Emir vermez; yalnızca fikir beyan eder — ve o fikir, sistemde yeni bir yasa gibi yankılanır. Astrum Merkez Bankası’nın kurucusu ve yöneticisi olan bu adam, Nexor para biriminin dijital devrimini şekillendiren isimdir. Parmak iziyle aktive edilen temassız kart sisteminin arkasındaki teknolojik vizyonun da mimarlarından biridir. Fakat Charles kendini bir mucit olarak görmez. O bir dizginleyicidir; kaosla düzen arasında kurulan dengeyi kontrol eden bir zihindir. Primrose Malikanesi’nin yüksek duvarları ardında yaşar; devasa bahçelerin ve elektronik güvenlik sistemlerinin ortasında. Ancak onu tanıyanlar bilir ki, Charles asıl olarak duvarlar inşa etmeyi değil, sınırlar çizmeyi sever. İki oğluna, William ve Steve Primrose’a, genç yaşta kaybettikleri annelerinin ardından hem baba hem de yol gösterici olmuştur. Ailesine düşkünlüğüyle tanınmaz; ama onların asla düşmemesi için gölgede her şeyi düzenleyen bir gözcüdür. Onun ismi Astrum'da yalnızca bir soyadı değil; bir sistemin kendisidir. Çünkü Charles Primrose, Stella Verse'te yalnızca bir iş adamı değil, bir çağın gölgesiz lideridir. William, çocukluğundan beri lüks içinde büyümüştü. Primrose ailesinin bir ferdi olmak, saygınlık, para ve sınırsız imkanlar demekti. Ama William için bu sadece bir kafesti. Babası Charles, şehrin en güçlü iş adamlarından biriydi ve William’ın da onun gibi takım elbise giymesini, toplantıdan toplantıya koşmasını, ailesinin adını daha da yüceltmesini istiyordu. Ne var ki William’ın kalbi başka bir yerdeydi: sıradan, özgür ve kendi seçimleriyle şekillenmiş bir hayatta. Babasıyla yaptığı son tartışmada sabrı taşmıştı. “Ben senin gibi olmak istemiyorum,” demişti William, sert ama titreyen bir sesle. Ve bavulunu toplamadan, bir daha arkasına bakmadan Primrose malikanesinden ayrılmıştı. Kendi ayakları üzerinde durmak istiyordu. Astrum şehrinde farklı farklı yerlere başvurdu; garsonluk, kitapçı, kafe, ofis işleri… Ama hepsinden aynı cevap geldi: “Ne yazık ki başka bir adayla ilerleyeceğiz.” Başta anlam veremedi. Sonra küçük bir tesadüf, gölgelerde kalan gerçeği ortaya çıkardı: Babası Charles, William’ın çalışmasına engel olmak için şehirdeki işverenlerle konuşmuş, onun başvurduğu her yere baskı yapmıştı. Oğlunun "dersini alıp" geri dönmesini istiyordu. Bir sabah, bir iş görüşmesinden daha ret aldıktan sonra William’ın sabrı tükendi. Telefonu öfkeyle kulağına götürdü. “Baba, bunu yapamazsın! Bana böyle engeller koyarak beni durduramazsın! Ben senin istediğin gibi yaşamak istemiyorum!” Charles’ın sesi soğuktu, tehditkar: “Eve gelmezsen işin daha da zorlaşacak William. Bunu unutma.” O an William’ın içi öyle bi…