LKS-68
Yazar: A İlke Sandıklı

Merhaba hit ve yorum bırakmayı unutmayın lütfen IG: ailkesandikli Atölyeye adımımı atmamla kendimi akıl almaz bir koşuşturmanın içerisinde bulmam da bir olmuştu. Tüm kat tıka basa doluydu ve müthiş bir hareketlilik hakimdi. Gözlerimi kısarak tanıdık bir sima ararken İpek'e rastladım. " Ah İpek selam. " Elindeki bir top saten kumaşı taşımasına yardım ettiğimde gülümsedi. " Selam. " " Ne yapıyoruz? " dedim merakla. " Kumaşları taşıyorduk ama bununla bitti. Ece Hanım şuradaydı ona bir görün istersen, o söyler. " Ellerimizin arasındaki kumaşı masaya bıraktığımızda başımı hafifçe sallayıp yanından ayrıldım. Ece Hanım elindeki parşömenlerle boğuşurken tam önünde durdum. Beni görür görmez sevinçle şakıdı. " Ah Duygu şahane. Şunları sıraya sokar mısın lütfen? " Ellerinin arasındaki bir yığın parşömeni kucağıma bıraktığında cevap vermemi dahi beklemeden uzaklaşmaya başlamıştı. Ben de kısa afallama halinden sıyrılıp kendime boş bir masa aramaya başladım. Gözlerim atölyenin en arka köşesindeki masayı kestiğinde adımlarımı o tarafa yöneltmiştim. Masanın bir tarafında isminin Ayşenur olduğunu öğrendiğim genç bir kız vardı. Yanına vardığımda tebessüm ederek selamladım. O da aynı şekilde karşılık verdi fakat gözlerinden resmen uyku akıyordu. Elimdekileri masanın boş kısmına yığarken oturduğu yerden kalktı ve masasındaki kupayı kaldırıp bana doğru salladı. " Kendime kahve alacağım, ister misin? " Gözlerim masadaki yığından onun tuttuğu kupaya kaydığında heyecanla başımı salladım. Aksi takdirde bu işin altından kalkamayabilirdim. " Çok sevinirim. " " Süt ve şeker? " dediğinde kısaca yanıtladım. " Azcık süt yeterli. " " Tamamdır. " dedi ve yanımdan uzaklaşmaya başladı. Ben de belime kadar dökülen saçlarımı bileğimdeki lastik tokayla tepede tutturup işe koyuldum. Çok geçmeden Ayşenur da kahvelerimizle geri gelmişti. Teşekkür edip kendiminkine uzandığımda kokusu bile ayılmama yetti diyebilirim. Kahvemden büyük bir yudum alıp mideme indirir indirmez parşömenlerle cebelleşmeye geri döndüm. Yaklaşık iki saat kadar sonra nihayet tüm parşömenleri sıraya dizmiş ve gerekli kişiye ulaştırmıştım. Sonrasında katlar arasında birkaç koli taşınmasına yardım etmiş, dikim ekibine makara götürmüş, atölyeye masa ve dikiş makinası taşımış ve başka bir ton iş daha yapmıştım. Artık yorgunluktan dizlerimin bağının çözüldüğünü hissettiğim esnada karşıma çıkan Ege müsait olup olmadığımı sordu ve beni ütü için yardıma çağırdı. Bana bir seçenek bırakmamıştı. Zaten diğer kızlar da buradaydı. İpek yüzünde oluşan ter damlalarını kolunun tersine silerken Sevil son derece asık bir suratla ütü seçiyordu. " Arkadaşlara yardım edersiniz kızlar. " deyip yanımızdan ayrılan Ege'ye ters ters bakmayı da ihmal etmemişti. Hemen yanlarında kendime yer açtım ve ben de elime bir ütü alıp önümüzdeki parçaları özenle ütülemeye başladım. Normalde işin bu kısmı ile ütü ekibi personelleri ilgilenirdi fakat belli ki şirkette gerçek bir kriz hakimdi ve işler hiçbir kolda yetişmemişti. İkinci elbiseyi de ütülemeyi bitirdiğimde Sevil isyan ederek elindekileri ütü masasına bıraktı. " Ya saat kaç oldu hala defile işiyle uğraşıyoruz. Bizim tasarımlar ne olacak? " Gözlerim duvardaki saate kaydığında öğlene geldiğini fark edip bir umut konuştum. " Belki fazladan bir gün daha verirler. " Fakat İpek net bir sesle kesti. " Sorduk vermeyecekmişler. " Kaşlarım endişeyle çatıldığında Sevil gürültüyle ütü masasını ittirdi ve aramızdan çıktı. Onun da kaşları çatıktı. " Kimse kusura bakmasın da atölyedekilerin yapması gereken işi biz mi yapacağız? Bizim de yetiştirmemiz gereken bir görev var. Kurul, gün sonunda defile kıyafetlerinin manşetlerini kim ütüledi diye bakmayacak, tasarımlarımıza bakacak. Kararı da ona göre verecek. Ben gidiyorum. " dediğinde şaşkın bir şekilde bakakalmıştım. Söylediklerinde haklıydı fakat kızmalarından hiç mi korkmuyordu? İpek onun söylediklerini pek umursamazken ben de ütülemeye geri döndüm. Evet zamanımız son derece kısıtlıydı ve evet tasarımlarımıza özen göstermek zorundaydık çün…