LKS-56
Yazar: A İlke Sandıklı

Aylar sonra... Elimdeki makası masaya geri bırakıp sandalyede geriye yaslandım ve sırtımı gerdim. Saatlerdir atölyeden çıkmadan ödev yetiştirmeye çalışmıştık. Bu ödev diğerlerine nazaran biraz daha önemliydi çünkü geçer not alamazsak okul bir dönem daha uzayacaktı. Elim gayri ihtiyari bir şekilde topuzumu tutan kıskaçlı tokayı çözerken birkaç masa ötemdeki Sevde'ye baktım. Bu sene proje arkadaşı olamamıştık çünkü Burcu Hoca takımları kendisi belirlemeye karar vermişti. Sevde, ısrarla kulak hizasında kestirmeye devam ettiği sarı saçlarını minik çıtçıtlı tokalarla toparlamış, dikiş makinasının başında elindeki tütü kumaşı dikmekle meşguldü. O esnada Burak da hemen yanıbaşında makara seçiyordu. Bir süre hareketsiz bir biçimde onları izledim. Burak birkaç ay önce, Sevde'ye olan bariz ilgisini itiraf etmişti fakat Sevde ona karşılık veremeyeceğini söylemişti. Bunun tek nedeninin hâlâ Okan'ın dönmesini beklemesi olduğunu biliyordum. O döndüğünde hayatına bir başkasını almamış olmayı istiyordu, böylece Okan'ı bir kez daha kırmamış olacaktı. Fakat Okan aylardır ne onu ne de bizi aramıyordu. Ara sıra annemle telefonda konuşuyorlardı. Ondan öğrendiğimiz kadarıyla bir Spor Salonunda özel eğitmenlik yapıyordu ve karşı yakada oturuyordu. Hayatında biri var mıydı ya da olmuş muydu bilmiyorduk çünkü annemle bile iyi olduğunu haber vermek ve onun da iyi olduğunu duymak dışında pek konuşmuyordu. Sima önüme sarı tüyü bıraktığında düşüncelerimden sıyrılıp ona baktım. Bu sene bir kostüm tasarlıyorduk ve bizim rengimiz sarıydı. Biraz Tinkerbell'den esinlenmiştik. Dikim aşamasındaydık ve birkaç rötuşu vardı. Bir aya teslim etmiş olmamız gerekiyordu. Aslında epey de iyi gidiyorduk bana kalırsa. Yani hiç değilse mezun olmamızı sağlayacak kadar puan alabileceğimize inanıyordum. " Paydos mu etsek artık herkes dağılıyor. " dediğinde iç geçirdim. Gerçekten de atölyede üç beş kişi ancak kalmıştık. Başımı hafifçe salladım ve oturduğum yerden doğruldum. Ben bacaklarımı esnetirken Sima da makinayı kapattı. Bu akşam Gülizar Teyze ve Kenan'ı yemeğe davet etmiştik o yüzden ne kadar erken gitsem o kadar iyi olacaktı. Çantama doğru ilerlerken Sevde'ye seslendim. " Kalacak mısınız? " Sevde yeşil gözlerini bana dikip başını iki yana salladı. " Bekle geliyorum hemen. " Yeniden önüme döndüm ve çantamın üzerindeki kapüşonluya uzanıp üstüme geçirmeye koyuldum. Birkaç dakika sonra atölyeyi boşaltmış ve herkesle vedalaşıp bahçeye çıkmıştık. " Yetişecek değil mi? " diye sordu ilgiyle. " Yetişir ya. " derken saatlerdir telefonuma bakmadığım aklıma gelmiş ve onu aramaya başlamıştım. Kenan merak etmiş olmalıydı. " Selam enişte! " diyen Sevde tüm dikkatimi hemen karşımızdaki kapıda bizi bekleyen adama yöneltmeme neden olduğunda gülümsedim. Karaları önce Sevde'de durdu ve o da nazikçe selam verdi. Ardından bana baktı. " Ulaşamayınca merak ettim. " diye masumca yaptığı açıklamaya karşılık dudak büzdüm. " Özür dilerim, telefonum sessizdeydi ben de onu arıyordum." Birkaç uzun adım atıp tam önünde durdum. O da buna karşılık eğilip başıma kokulu bir öpücük bıraktı. " Nasıldı günün? " Omuz silktim. " Yoğun, senin? " " Benim de epey yoğundu. " Sevde araya girerek bize veda ettiğinde Kenan onu bırakmayı teklif etse de kabul etmemişti. " Arkadaşlarla takılıcaz. " Kenan başını sallarken ben de ona öpücük attım. " İyi eğlenceler, selam söyle. " Sevde tamam diyerek uzaklaşmaya başladığında biz de sokakta park halindeki arabaya yönelmiştik. Kenan önce benim kapımı açıp içeriye eğildi ve elinde bir buket şakayıkla doğruldu. Çiçekleri bana uzattığında yüzümde şaşkınlıkla karışık tatlı bir tebessüm peyda olmuştu. " Bunlar sana. " Gözlerimden bariz bir biçimde okunan hayranlıkla buketi ellerinin arasından alırken teşekkür ettim ve kokladım. Mis gibi kokuyorlardı. Arabanın içine yerleşip kemerimi bağladım ve buketi dizlerimin üzerine koydum. O esnada Kenan da sürücü koltuğuna oturmuştu. Arabayı çalıştırırken göz ucuyla bana baktı. " Sen neden gitmiyorsun arkadaşlarınla? " Omuz silktim. " Akşam…