LKS-55
Yazar: A İlke Sandıklı

Instagram hesabım:@ailkesandikli Genç adam kendisini yine aynı kapının önünde bulduğunda zil zurna sarhoş vaziyetteydi ve gidecek başka yer de bilmiyordu. Zile basarken alnını da kapıya dayamıştı. Çok geçmeden kapı açıldığında sendeleyerek evin içine girdi. Genç kız onu bu saatte ve bu halde karşısında görünce hem şaşırmış hem de paniklemişti. Elleri refleksle adamın kollarını bulurken konuştu. " Okan? " Okan ağlamaktan ve alkolden kızaran kahvelerini kızın beyaz yüzünde dolaştırırken iç çekti. " Burada kalabilir miyim? " Kız başını sallayıp ona destek olarak odasına yöneltmeden önce dış kapıyı kapatmıştı. " Su falan ister misin? " Adam yatağın üzerine otururken başını iki yana salladı. " İyi misin sen? " diye sordu bu kez cevabı çok belli olsa da. Adam tekrardan başını salladı. " Bok gibiyim. " Kız usulca yanına oturdu. " Ne oldu? " Okan başını kıza çevirdi hafifçe. " Neden kimse sevemiyor beni? " diye sordu dili dolaşarak. Sevde kaşlarını çattı aniden ve uzanıp ellerini tuttu. " O ne demek öyle Okan? Ben seni çok seviyorum." Adam iç geçirdi yalnızca. " Ne oldu? Evde mi sorun çıktı? " Sertçe yutkundu ve başını yeniden önüne çevirdi. " Kimseye iyi gelmemekten yoruldum. " Kız, sevdiği adamın ellerini kavrayışını sıkılaştırırken hüzünle fısıldadı. " Deme öyle. " Adam başını salladı yeniden. " Öyle. Baksana aileme bile zarar veriyorum. Ailem bile istemiyor beni. Kardeşim bildiğim adam bile... Kardeşim bile ulan kardeşim bile! " diye haykırarak ağlamaya başladı. Sevde birden ne yapacağını bilememiş ve adama sarılmıştı. " Şş... geçer.. ağlama nolur... " derken kendi de ağlıyordu. Onu böylesine güçsüz ve yenilmiş görmekten nefret ediyordu. Okan omuzları sarsıla sarsıla dakikalarca ağladıktan sonra nihayet sakinleşmişti. Fakat kafasındaki sesleri durdurmanın bir yolunu hala bulabilmiş değildi. " Ben sevilmesi imkansız bir adam mıyım? " diye sordu usulca. Genç kız başını onun omzundan kaldırırken ellerini de geri çekmişti. " Hayır. " dedi birden. Okan bu defa kıza döndü ve yemyeşil gözlerine baktı. " Neden seviyorsun ki beni sen? " Kız hüznü her halinden belli olan bakışlarıyla adamın çehresini gezerken iç çekti. " Çünkü kalbini biliyorum." Okan hafifçe gülümsedi. " Kalbim iyi mi sence? " diye sordu bu kez. Herhangi iyi bir şey duymaya muhtaçtı. Kız başını salladı. " Çok iyi hem de. Sadece, üslubun biraz sert... " Adam gözlerini yumup derin bir nefes çekti ciğerlerine. İyi bir insan olduğuna inanmaya öyle ihtiyacı vardı ki... Kız avcunu yüzüne yerleştirip baş parmağı ile yanağını okşadığında gözlerini açtı. " Çok özlemişim... " diye mırıldandı. Onu ve onun tarafından sevilmeyi deli gibi özlemişti. Bunu her ne kadar göz ardı etse de... Kız bundan cesaretle uzanıp dudaklarını onunkilere bastırdığında ise hiç bekletmeden karşılık vermeye başladı. Fakat o an kızın telefonunun sesi odanın içinde çınladı. Yüzleri birbirlerinden ayrıldığında ikisinin de bakışları yatağın üzerindeki telefonun ekranına düşmüştü. Orkun arıyor. Sevde olduğu yerde kaskatı kesilirken Okan birden oturduğu yerden kalktı ve eski nefret dolu ifadesine bürünüp tısladı. " Buraya hiç gelmemeliydim. " Ardından uzun ve hızlı adımlarla odadan çıktı. Peşine takılan hatta kollarına asılan kızı umursamadan kendini evden dışarıya atmış ve adeta koşarak uzaklaşmıştı. *** Günler geçmiş Okan arkadaşını gönderip tüm eşyalarını evden aldırtmıştı. O zamana kadar hem Eren hem de Meliha Hanım geri döneceğini düşünüyor olsalar da bu hamleyle en azından bir süre dönmeyeceğini anlamışlardı. Meliha Hanım olanlar için kendi başta olmak üzere herkesi suçluyordu ve o günden beri de sağlığı pek iyi değildi. Tüm gün odasında uzanmaktan başka bir şey yapmaz olmuştu. Mahallede başını alıp giden dedikodular ya da ağzından laf almak ümidiyle misafirliğe gelen komşuları da duymazdan gelmeye çalışıyordu. Duygu ise kendini hiç olmadığı kadar yalnız hissediyordu. Böylesine zor bir zamanda en yakın arkadaşının yanında olmamasını kabullenemiyordu. Eli sürekli telefonuna gidiyor fakat Yusuf'u arayamıyord…