LKS-51
Yazar: A İlke Sandıklı

Yazar Bakış Açısından Genç kız işittiği cümle karşısında kaskatı kesilirken hızla dolan gözlerine koca bir hayal kırıklığı oturmuştu. Vücuduyla birlikte titreyen dudaklarından acıyla incecik bir nefes süzüldü ve ardından içinde büyüyen çığı durdurabilecek tek kelimeyi söyledi. " Yapma." Sesi öyle titrek, öyle çaresizdi ki her an olduğu yere çöküp hıçkırıklara boğulacak gibiydi. O an fark etti ki, şu ana kadar içinde az da olsa, tüm bunları yanlış anladığına dair bir umut vardı. Fakat artık o umudu da tuzla buz olmuştu. Genç adam elalarında oluşan hüzünle fısıldadı. " Nasıl yapmayayım Duygu? " Genç kız gözlerinden süzülen yaşları umursamayarak en yakın arkadaşına bakmayı sürdürürken arkasındaki adamdan derin bir iç çekiş duyuldu. Aslında niyeti aralarına girmek değildi fakat kendisini fazlasıyla köşeye sıkışmış hissediyordu. Üstelik Duygu'nun bu itiraftan sonra ne yapacağını da kestiremiyordu. Hissettiği tek şey korkuydu. Kıskançlık ya da öfke değil, sadece korku. Onu kaybetmekten canı pahasına korkuyordu. Şu an Duygu, bir seçim yapmak zorunda kalacaktı ve seçilmemekten ölesiye korkuyordu. Yusuf, omuzlarını önüne düşürürken Duygu bir kez daha yalvarırcasına konuştu. " Yapma..." Ela gözleri kızınkilere yoğun bir duygu karmaşası içerisinde bakarken pes etmiş gibi omuzlarını silkti. " Öğrendin işte... Seni seviyorum fare. " dedi kısık, hüzünlü bir sesle. Genç kız soluk borusunu tıkayan yumru yüzünden nefes alamazken gözyaşları görüşünü engelliyordu. Kendini kandırılmış hissediyordu. Bugüne kadar inandığı her şey yerle bir olmuştu. Başını kabullenemez gibi iki yana sallarken geriye doğru bir adım attı. Sonra bir tane daha. Ve en sonunda, gözlerini karşısındaki çoçuğun çaresizlikle kavrulan elalarından ayırdı ve orada olmaya daha fazla katlanamaz gibi arkasını döndü. Bir an önce buradan gitmeliydi. Senelerdir nefes aldığı tek yer olan bu evin bahçesi artık ona penceresi dahi olmayan bir hücreyi andırıyordu. Son gücüyle ileriye doğru son bir adım attı ve kendisine endişeyle bakan sevgilisine tutundu. " Beni buradan götürür müsün? " Kenan hiçbir şey demeden genç kızın belini sarmış ve onu bahçe kapısından çıkartmıştı. İkisi birlikte sokakta uzaklaşırken Yusuf ise öylece arkalarından baktı. Sevdiği kadını tamamen kaybettiğini ve bu savaşı Kenan'ın kazandığını kabullendiği ilk andı bu. Artık arkadaşlığından da medet umamayacaktı. Her şeyi mahvetmişti. Her şeyini kaybetmişti. *** Kenan, saatlerdir sessizce oturduğu yerden denize bakan kıza dönüp ilk kez konuştu. " İyi misin? " Fakat bu soru öyle anlamsızdı ki o an Duygu için. İyi değildi, hem de hiç. Başını hafifçe iki yana sallarken gözleri bir kez daha doluverdi. Sonra çatallaşmış sesiyle sordu. " Her şey yalan mıymış yani? " Kenan anlamamış gibi kaşlarını çattığında kız ona bakmadan devam etti. " Benim yanımda olmasının tek sebebi, beni sevmesi miymiş? Onca şeyi sadece bunun için mi yapmış? " derken kırgın bakışlarını sevgilisine çevirdi. 21 senelik arkadaşını kaybettiğini hissediyordu ve bu konuda yapabileceği hiçbir şey de yoktu. Böylesine bir acıyı, babasının ölüm haberini aldıklarında hissetmişti en son. Şimdi de Yusuf ölmüş sayılırdı öyle değil mi? Arkadaşlıkları ölmüş, toprağa gömülmüştü. Fakat bu, ardından yas tutmaya yüzünüzün olmayacağı türden bir ölümdü. Doyasıya ağlayamaz, haykıramaz, neden diye soramazdınız. " Sana verdiği değer gerçekti. " dedi adam alçak bir sesle. Genç kız dolan gözlerini üzerindeki hırkanın koluna silerken keyifsizce güldü. " Haklıydın. En başından beri. Benden nefret ediyorsundur. " Öylesine büyük bir duygu karmaşası içerisindeydi ki ağlamak da gülmek de o an için birbirine çok yakın eylemlerdi. Adam çatık kaşlarının altından kıza yoğun bir bakış attı. " Hayır. " Genç kız nedense bunu diyeceğini biliyordu. Hâlâ yanında olması zaten ondan nefret etmediğini göstermez miydi? Fakat belki de etse her şey daha kolay olurdu. Herkes için. Gözlerini bir kez daha karşılarındaki denize çevirdiğinde derin bir nefes aldı. " Çok aptalım. " Kenan bu defa sessiz kal…