LKS-43
Yazar: A İlke Sandıklı

Leyla şaşkınlıktan kocaman açılan gözlerini ikimiz arasında dolaştırırken işaret parmağını kaldırıp bizi işaret etti. " Siz? " Kenan'ın yüzümü kavrayan ellerinden sıyrılıp ona doğru döndüm ve birkaç uzun adım attım. Ne olacaksa olsundu artık. Bıkmıştım. " Evet. " dedim saniyeler önce salya sümük ağlayan ben değilmişim gibi tehlikeli bir sesle. Kenan da hemen arkamdaydı. Leyla mavi gözlerini benimkilere çevirdi ve " Ama nasıl? " diye sordu. Tam önünde durduğumda kollarımı göğsümde kavuşturdum. Şu an ağlamaktan dağılmış makyajımla pek ciddiye alınır bir görüntü çizmediğimin farkındaydım fakat umursamadım. Leyla da tıpkı benim gibi kaşlarını çatarken konuştu yeniden. " Ama sen bana çok yakıştığımızı söylemiştin. " O an aklıma geldikçe kafamı duvarlara vurmak istiyordum zaten. Yüzüm buruşurken karşılık verdim. " Kenan da sana seni istemediğini söylemişti ama işine geleni duyuyorsun sanırım. " Kaşları hayretle havalandığında bakışları Kenan'ı buldu. " Hiç bakma ona. Rahat bırak artık bizi. " diye tısladım bu kez. Gemileri yakmıştım. Gözlerimden dökülen yaşların her birinin hesabını ödetmek istiyordum. Leyla'nın öfkeli bakışları yüzümü tararken kolumu kavrayan parmaklarla, başımı omzumun üstünden Kenan'a çevirdim. Karaları yumuşak bir şekilde benimkilere değdi ve Leyla'ya çevrildi. " Bizi henüz kimse bilmiyor, söylemezsen memnun oluruz." dedi pürüzsüz bir sesle. Leyla sinirden kıpkırmızı olmuş suratıyla Kenan'a baktı yeniden ve bir süre öylece kaldı. Derin ve bıkkın bir şekilde soluduğumda ise gözlerini bana çevirip hiçbir şey demeden arkasını döndü ve yanımızdan ayrıldı. Trip atar gibi. Çatık kaşlarımın altından attığım delici bakışlarımı görüş açımızdan çıkana kadar sırtından ayırmadım. Hemen sonra kollarımı çözerek yeniden Kenan'a döndüm. " Söylerse biterim ben. " Kolumu kavrayan parmakları benim hamlemle yavaşça çözüldü ve elini yanağıma çıkarttı yeniden. Baş parmağı gözlerimin altını silerken başını usulca iki yana salladı. " Söylemeyecek. Korkma. " Nasıl bu kadar emin konuştuğu hakkında hiçbir fikrim yoktu fakat onun hakkında iyi ya da kötü bir kanıya varabiliyor olması bile canımı sıkmıştı. Huzursuzlanarak başımı geriye çekip elinden kurtardım tekrar. " Hala masum olduğunu mu düşünüyorsun? " diye sordum bu defa gözlerinin en içine bakarak. Cevaplamayı bir kez daha reddetti ve kaşları havalanırken sordu. " Bizi yakıştırıyordun öyle mi? " Gözlerimi sinir ve utançla kaçırırken homurdandım. " Biz deme. " Sessiz kaldığında içimde daha fazla tutamayıp sordum. Bakışlarım bir kez daha öfke yüklü bir biçimde karalarına dikilmişti. " Ne konuşuyordunuz? " Kaşları hafifçe çatıldığında anlamasını kolaylaştırmak için ekledim. " Duvar dibinde? " Gözleri kısılırken derin bir iç çekti. " Arkadaşı işten çıkartılmış söylemiştim ya. " Başımı iki yana sallarken kollarımı göğsümde kavuşturdum tekrar. " Ee? " Omuz silkti hafifçe. " Davayla ilgili konuşuyorduk. " Yüzüm asılırken bakışlarımı yere indirdim. Ne güzel bahane gerçekten! Bir de şunu masum zannetmiyor muydu kafayı yiyecektim. " Hatta, " dediğinde yeniden ona kaldırdım bakışlarımı. " Bizi sokakta gördüğün gece de, bundan bahsediyorduk. " dediğinde sertçe yutkundum. Dişlerim birbirine sıkıca kenetlenirken tek ses bile çıkartamadım. O gece canımın ne denli çok yandığını anımsamak içimin sızlamasına sebep olmuştu. Başını eğip yüzünü yüzüme yaklaştırdığında usulca devam etti. " Öyle bir baktın ki bana o gece... İşte o zaman anladım kalbinde bana yer olduğunu. " Karaları gözlerimi okşar gibi gezdikten sonra dudaklarıma indi. Yutkundum güçlükle. Göğsümde hiddetle birleştirdiğim kollarımdaki güç aniden çekilmiş ve hızla çözülmüşlerdi. Gözleri dudaklarımdaki konaklamasını ısrarla uzattığında benim bakışlarım da onun dudaklarına indi. Aynı anda yutkunduk. Fakat hemen sonra kendimi toparlayıp geriye doğru minik bir adım attım. Bu kaçışım karalarının bir kez daha gözlerime yükselmesini sağlamıştı. " Neden kaçtın benden? " diye sordum yeniden sarıldığım öfkemle. Bir şey diyecek gibi aralandı dudakları…