LKS-1
Yazar: A İlke Sandıklı

Merhaba kitap yetişkin içerik barındırmaktadır. 18 yaş altı için uygun değildir. Hitlemeyi unutmayalım 🔥 Limon Kabuğu Sokağı İstanbul'un Anadolu yakasında bulunan en uzun sokaklarından biridir. Adeta başlı başına bir mahalle oluşturacak kadar çok haneye ev sahipliği yapan bu sokağın girişindeki ilk bina, tek katlı açık sarı boyalı eskimiş görüntüsü ile bize, yani Ersubaşı ailesine ait. Kendimi bildim bileli bu sokakta, bu köşedeki sarı evde oturuyoruz. İlk kez baba dediğimde, ilk adımlarımı attığımda, okumayı söktüğümde, abimle ebelemece oynarken düşüp çenemi yardığımda, ilk kez aşık olduğumda, üniversite sınavını kazandığımda ve babamı kaybettiğimde bu evdeydim. Evimiz o kadar eski ki sokağın adını alma nedeni de zaten dış cephe boyasının sarı olması. Babamın ailesi de bu sokakta otururmuş. Hatta mahallenin ilk muhtarı da dedemmiş. Bu yüzden herkes bizi bilir ve sayar. Bunun avantajları olduğu kadar dezavantajları da var elbette. Düştüğümde kaldıran da, düştüğümü abime ispikleyen de bu mahalle oldu hep. Okan abim. Ortancamız. Burcunun verdiği yetkiye dayanarak kıskanç, kısıtlayıcı, şüpheci ve sinirlidir. Ama böyle dediğime bakmayın şeytan tüyü var keratada. Zira aynı zamanda en güler yüzlümüz de o. Aslında beş yıl öncesine kadar yani babamı kaybedene kadar, bu kadar sıkboğaz etmiyordu bizi. Fakat o kara günden sonra hem annemden hem de benden sorumlu olduğunu düşünüp bir nevi aileye reislik etmeye başladı. Babam çok yumuşak huylu biri değildi. Sanırım onun yerini aratmamak için bu denli sahiplenici oldu. Oysa Eren abim yani en büyüğümüz Okan'ın tam zıttı, inanılmaz sakin ve anlayışlıdır. Hep derim, onu alan yaşadı. Neyse ki o da bizle yaşıyor da Okan abimin baskıcı tavrına bir nebze müdahale ediyor. O da olmasa ne yapardım hiç bilmiyorum. Ve annem. Babamın ölümünden sonra biraz asabileşse de hala sokağın Meliha Anasıdır. Çocuklara yağlı ekmek veren, terlediklerinde su içiren, okul öncesi kızların saçlarını ören, başkasının derdini kendinden önde tutan annem. Hükümet kadın. Vallahi de billahi de annem varken reislik ne Okan'a ne Eren'e kalmaz. Bense tekne kazıntısı. Abilerinin küçük kız kardeşi. Babasının göz bebeği. Annesinin baş belası. Bende başka bir numara yok. Yusuf var en yakın arkadaşım. Gözümü onunla açtım desem yeridir. Bir de Sevde. Onunla üniversitede tanıştım fakat o da çok yakın arkadaşım oluverdi. Tüm malvarlığım bu kadar. Arada bahçeye gelen kedileri beslerim, genellikle akşamları Yusuf'la yürüyüşe çıkarım. Sonra parkta oturup mahallenin gençleriyle çekirdek çitleriz. Büyükler de arada yanımıza gelir. Ama bu pek sık olmaz. Biz bizeyizdir işte. Herkes herkesin paçalı donla koşturduğu günleri hatırlar. Yıllardır bu sokağa yabancı kimse taşınmamıştır. Daha doğrusu taşınmamıştı. Bu geceye kadar. Yine her akşamüzeri olduğu gibi bu gün de parkta yerlerimizi kapmış Umut'un marketten getirdiği abur cuburları gömüyorduk. Saat ilerledikçe gelenler de artmış abimler bile niyeyse bu akşam bizle oturmaya karar vermişti. Elimi Yusuf'un kucağındaki çekirdek paketine daldırırken Neşe'nin cırtlak sesiyle karışık nefesi bir anda ensemde beliriverdi. Ben yerimden sıçradığımda Yusuf kahkahalara boğulmuştu. " Ay Neşe napıyorsun ya? " Neşe çemkirmemi umursamadan direkt konuya daldı. " Kızım sokağa yeni birileri taşınıyor. Bir oğulları var afet! " Herkes konuşmayı kesip Neşe'ye dikkat kesildiğinde çatık kaşlarımın altından onun sırıtan yüzüne baktım. " Nereye? Osman Dayı'nın eve mi? " Osman Dayı birkaç ay evvel akciğer kanserinden vefat etmişti. Allah rahmet eylesin. Neşe başını sallayarak koluma hafifçe vurdu. " Kız ne şanslısın tam karşına bir doğal afet taşınıyor şu an! Hatta geceleri odanın camından dikizleyebilirsin bile. " diyerek kıkırdadığında Okan abim lafa girdi. " Neşe düzgün konuş. " Göz ucuyla onlara baktığımda Eren abimin Okan abimin kolunu tuttuğunu fark ettim. Kenan abi ise yanlarında onaylamaz bir şekilde Neşe'ye bakıyordu. " Ay ne dedik sanki Okan abi ya. " Ben tekrar yerime, Yusuf'un yanına otururken Neşe de kend…