LİMEN

LİMEN

Yazar:

LİMEN - Muna kitap kapağı
LİMEN kitap kapağı

1998, Kasım Gökyüzünü yararak çakan şimşeğin ışığı, büyük bir gürültüyle karanlığı mavi bir ışıkla aydınlattığında hemen ardından bardaktan boşanırcasına yağmur başlamıştı. Koğuşun camına, demirden korkuluğun arasından geçen yağmur damlaları çarpmaya başladığında sessizliğin içine bir isyan misali başlayan tek gürültü oydu. Mahkûmların hepsi neredeyse uykuya dalmıştı fakat genç adam, her zamanki gibi ranzanın alt katındaki yatağında oturmuş; öne eğilerek dirseklerini dizlerine yaslamış, parmaklarını birbirine geçirmiş düşünüyordu. Yıllar olmuştu fakat genç adam bir gün bile doğru dürüst uyuyamamıştı. Yıllardır gözüne uyku girmiyordu. Yastığı başına taş olmuştu. Huzursuzdu. Huzursuzluk her geçen gün daha da işliyordu içinin en derinine. Gencecik adam günden güne çöküyordu. Parmaklarını saçlarından geçirerek ensesine indirdi. Parmak uçlarını bastırarak biraz ovaladı. Başını yastığına koymaya karar vermişti. Uyumalı ve sabaha tekrar gözlerini açacağını bile bile açmamak için dua etmeliydi. Bu kaçıncı ölümü dileyişiydi? Bir yıldır her gece ölümü diliyordu genç adam. İntihar edecek cesareti yoktu. Dua ediyordu sadece ölmek için. Feride’sine kavuşmak için dua ediyordu. Feride’si olmadan bir sabaha daha uyanacak gücü yoktu. Gökyüzü tekrar gürlediğinde çakan şimşek tekrar mavi bir ışıkla koğuşu aydınlattı. Genç adam yatağa uzanmış, bir kolunu başının altına almıştı. Aniden bir ses geldi. Koğuşun gri, demir kapısı tok bir sesle açıldı. Genç adam bakışlarını üst ranzanın altından çekmedi bile. Gardiyanın adımlarını duyduğunda gözlerini yumdu sadece. Adımlar giderek daha da yakınlaşıyordu. İçinde zerre kadar merak yoktu. Merak etmeyi, beklemeyi, mücadele etmeyi dört yıl önce bırakmıştı. Tüm mücadelelerini, uğruna savaştığı her şeyi; umutlarını, hayallerini Feride’siyle beraber toprağın altına, bembeyaz kumaşa sarmış, en derine gömmüştü. Kaybedecek hiçbir şeyi yoktu artık. Her şeyini kaybetmişti zaten. Gardiyanın adımları durduğunda, “Mümtaz ,” dedi tok bir sesle. Genç adamın gözleri aralandı. Kaşları, dört yıldır ilk defa gardiyanın ağzından ismini duymasının verdiği şaşkınlıktan dolayı havaya kalkmıştı. “Ziyaretçin var.” Onu kim görmeye gelmişti ki? Yalnızdı o, bu çukura düştüğünden beri. Feride’sini toprağa verdiğinden beri yalnızdı. Kimsesi yoktu. Dört yıldır ne bir telefon ne bir mektup ne de bir ziyaretçi gelmişti genç adam için. Umurunda değildi kimin geldiği fakat içinde yıllarca tuttuğu merak duygusunun tohumları gardiyan tarafından bir defa dikilmişti içine. Yataktan doğruldu ve ranzanın altından çıktı. Gardiyanın bir adım önünde adımlamaya başladı tek kelime etmeden. Gardiyan, her ihtimale karşı bir eliyle genç adamın kolunu kavramış tutuyordu. Koğuştan çıktıktan sonra uzun koridorda ilerlemeye başladılar. Genç adamın merakının yanında bir de adımları görüş odasına yaklaştıkça bir şüphe filizleniyordu. İstemsizce kalp atışı hızlanmıştı. Merakla birlikte hissettiği şüphe midir kalbini bu denli hızlandıran yoksa yıllar sonra ilk defa birini görecek olmanın heyecanı mıdır, bilmiyordu. Görüş odasına geldiklerinde kapı açıldı ve gardiyanla birlikte içeri girdiler. Genç adam, içeri adımını atar atmaz sandalyede oturan orta yaşlarda adamla göz göze geldi. Masaya birkaç adım kala adımları durdu genç adamın. Kaşları çatıldı, gözleri kısıldı. Adamı bir yerde çıkarmaya çalışıyordu ama tanımadığından emindi. Kimdi bu adam? Orta yaşlı adamın üzerinde siyah bir takım elbise vardı. Siyah saçlarına, yaşından ötürü beyazlar da karışmış; ara ara kafasında dökülmeler oluşmuştu. Eliyle karşısındaki sandalyeyi işaret etti oturması için. Genç adam, gecenin bir yarısı vakitsiz gelen tanımadığı adamın ziyaretini tuhaf bulduğundan bunu sorguluyordu içinden. Soruları kendi sorup kendi cevaplıyordu kafasının içinde. Birkaç adım daha ilerleyerek tek eliyle sandalyeyi tutup geriye çekti ve adamın karşısına oturdu. “Turgay Narız.” Genç adamın kaşları, tanımadığı yabancı adamın ağzından ismini duyduğunda daha da çatıldı. İsmini nereden biliyordu? “Kaç tane…

Bölümün tamamını WritePad'de oku