AYNI YAĞMURUN ALTINDA
Yazar: Simiyyiii

Zaman nasıl geçerdi? Son baharda düşen yapraklar yerle buluşana dek geçen sürede bile belki bir can kurtuluyordu. Bir mutluluk haberi ile buluşuyordu insanoğlu. Bir can bu dünyaya gözlerini yumuyordu. Hepsi oluyordu elbet ama zamanın nasıl geçtiğini anlamıyordu insan. Bir hafta geçmişti. O , özenle süslenmiş terasta ayağım yerden kesileli, tam bir hafta olmuştu. Ders çalışırken gayet hızlı geçen zaman bir haftadır geçmek bilmiyordu. Durmuştu adeta. Gözlerimin dalıp , kendimi derin düşüncelere bırakışım bir haftalık süre içindeydi. Bir şey demeden ayrıldığım terastan, Sude'yi bile beklemeden taksiye atladığım gibi yurda gelmiştim. Hayatımın hiç bir döneminde kimseyi hayatıma almayı düşünmemiştim. Bu hisler benim için çok uzaktı. Lisede ve üniversitede elbette böyle yaklaşanlar, teklif edenler oldu ama hiç biri böyle hissettirmedi. Bir haftadır Sude'nin imaları bitmiyordu. Bir şekilde konuyu oraya getiriyordu ama ben bu konu hakkında oturup uzun uzun konuşmaya henüz hazır değildim. Derslerime odaklanamıyordum. Kafam allak bullaktı. Bu adam ne yapmıştı bana , gerçekten gözleri aklımdan çıkmıyordu. Çok seviyorsa neden bir buçuk senedir açılmadı diye sormaktan alıkoyamıyordum kendimi. Ne güzel bir dönem sonra mezun oluyorsun. Al diplomanı kimsenin kafasını karıştırmadan çek git be adam... Okula gitmek için yurttan çıktım. Tramvaylar genelde dolu olurdu ama yurtla okul arasında pek durak yoktu. Çekilebilirdi. Hava yine soğuktu ama en azından yağmur yoktu. Tramvaya bindiğimde boş olan yeri gördüğümde mutlu oldum. Kulaklığımda çalan şarkı eşliğinde tramvay hattını çevreleyen tel örgülerden dışarıyı izleyerek durakları tek tek geçmiş, sonunda okula ulaşmıştım. Okula girip dersime geçtim. Toparlanmam lazımdı. Bir adamın beni bu hale getirmesine izin vermemeliydim. Dersin ortasında cama vuran yağmur damlalarını gördüm pencereden. Gerçekten maşallah dediğim üç gün yaşamıyordu. Yurttan çıkarken yağmursuz güne şükredişim son bulmuştu. Ders bitiminde kantine uğrayıp bir çay içmeliydim. Zaten hava soğuktu. Biraz ısınmak iyi gelecekti. Bir kaç gündür boğazlarım hafiften ağrısa da üstüne düşmemiştim ama boğazımda yutkunurken oluşan yumru dünden beri beni rahatsız ediyordu. Kantine indiğimde karşımda gördüğüm manzara beni dumura uğrattı. Şu anda yutkunamama sebebim kesinlikle kırgınlığımdan dolayı değildi. Bana bir buçuk senedir aşık olduğunu söyleyen Oğuz bey , kolunun altında bir kızla gülüşerek oturuyordu. Göz göze geldiğimizde dikkatle bana baktı. Oturduğu yerde toparlanıp gözlerini bana sabitledi. 'Ne aşk ama' diye içimden geçirip kantine yöneldim, aldığım çayımla sınıfa doğru yürüdüm. İçimde susturamadığım düşünceleri bir kenara bırakıp dersime odaklandım. Gerçekten gün bitmiyordu. Ders biter bitmez ilk defa kendimi dışarı hızla attım. Yağan yağmura aldanmadan yürüyordum. Bir an önce yurda gidip günün notlarını çıkarıp uyumak istiyordum. Tramvay durağına gitmem çok vaktim almazdı. Durağa giderken iki genç önümden yürüyorlardı. Konuşmalarına kulak kabartım istemsizce. "Yağmurdan bozulmuş tramvay, bir iki saat bakım varmış raylarda" dedi biri diğerine , bir bu eksikti. Geldi mi her şey üst üste geliyordu. Üşüyen bedenimi trenç kotumun içinde biraz daha sardığım esnada hemen yanımda seyir halinde olan araba yavaşladı. "Leyla!"dedi arabanın içinden bir ses. Yakın zamanda tanıdığım bir haftadır aklımdan çıkaramadığım o ses. Ah o sesi yok muydu zaten! Araca döndüğümde direksiyon koltuğunda Oğuz'u gördüm. Cevap vermeyecektim. Çok beklerdi! "Çok yağmur yağıyor ıslanma gel yurda bırakayım."dedi . Ben sana güvenir miyim be! Tanımadığım bilmediğim insanın arabasına binecek değildim. Asla aldırış etmedim seslenmesine , yürürdüm yurda kadar daha iyiydi. Geçerken Bosna'ya uğrar , bir kafede kurur tekrar yürümeme devam ederdim. Sırılsıklam olurdum da yine binmezdim arabasına. "İnat etme hasta olacaksın, hadi bin bırakayım , kız kardeşimde var arabada yanlış bir şey düşünme." dediğinde çatık kaşlarım usulca gevşedi. Yönümü ona doğru döndüm. Arka cam açıl…