LEYLA'YA MECNUN
Yazar: Simiyyiii

Kafasında dönüp duran düşünceleri savuşturmak onun için oldukça zordu. Talha'nın söylediği her söz aklına mıh gibi çakılmış , durmadan başa sarıyordu. Leylasının, sevdiği kadının canına son vermeye çalışmış olmasını düşünmek bile Oğuz'un aklını bulandırmaya yetiyordu. Ona refakat eden amcasıyla gece uyuyana kadar sohbet etmiş, sonrasında uykuya dalana kadar ise zihninden kovamadığı düşüncelerle yalnız kalmıştı. Artık mutlu olmak, sevdiği kadını ve oğlunu mutlu olmuş halde görmek istiyordu. Bedenindeki yorgunluk geçse de verdiği bu iç savaşı pek geçecek gibi değildi. "İyiyim ben amcam, Atakan gelecek zaten birazdan. Git sen." diyerek amcasının beklenti dolu bakışlarına kendince bir cevap verdi Oğuz Kağan. "Aslanım, dedeni zor tutuyoruz evde. Öğlen gelir onlar babaannenle yanına. Ben gideyim o zaman. Hazal ile Nalan'ı yollayayım." Kıyamadığı, abisinin emaneti yeğenini tek bırakmak istemiyordu hastane odasında Civan bey. Haklıydı da. Ne kadar git dinlen dese de yeğeninin bir yanının mahzun kalacağını biliyordu. Bunca zaman, bunca yıl her şeyi keni başına halleden, ailesine babalık yapan yeğeninin ta kendisiydi. Şimdi ise imkanlar el verdiği sürece sırtındaki yüklerin birazını olsun almak istiyordu. "Tamam amcam uykusuz kaldın zaten benim yüzümden. Git dinlen ne olur."diyen Oğuz'a ayıplar şekilde baktı amcası. "O nasıl laf lan? Oğlumsun sen benim. Amca baba yarısıdır. Duymayayım." diye hayıflandıktan sonra ceketini giyerken tekrar vedalaşarak çıktı Civan Demirel. Amcasının gitmesiyle odada yalnız kalan Oğuz, bir yandan Hazar'ı bir yandan Atakan'ı arayarak günün sonunda hayal ettiği gibi bir evlenme teklifi yapabilmek için onlara biçtiği görevlerin yerine gelip gelmediğini kontrol ediyordu. Bu günü çok beklemişti. Birden farklı şekilde hayalini kurmuştu ama böylesini o bile düşünememişti. Bir hastane terasında evlenme teklifi etmek aklının ucundan bile geçmezken, şimdi yerin bir öneminin olmadığı kanaatindeydi. Bir an önce o teklif edilmeliydi. Öğle saati olduğunda dedesi Ali Kağan bey ve babaannesi Müjgan hanım yanlarında Hazal ile birlikte ziyarete geldiler. Ellerinde yemeklerle torununu ziyaret eden yaşlı kadın, torununun yanaklarını öptükçe bir daha öpüyordu. Evlat kaybetmek nedir bildiğinden , bir başka canını o kuru toprak altına koymaktan korkuyordu. Bu korkuyu günler önce tekrar yaşamak ise Müjgan hanımı kötü etkilemişti. Hazal, abisinin arayıp haber vermesi üzerine fotoğraf makinasını yanına almış, bir yandan onlar terastayken belki drone çekimi yaparım diye tam teçhizat her şeyi yüklenip gelmişti. "Ya bu kız ' he ' demezse aslanım." dedi dedesi durgun bir ses ile. Bu ise Oğuz'un aklındaki başka bir soru işaretiydi. Ya evet demezse ne yapardı bilmiyordu ama vazgeçmeye niyeti yoktu. "Nasip dedem, ben teklif edeyim de. He demezse diyene kadar çabalarız." Müjgan hanım güldü onun bu haline. "Nasıl da güzel Leyla kızım. Ailesi de öyle belli. Bu vesileyle tanış olmak istemezdik elbet ama hürmetli insanlar. Allah kaderinizi güzel etsin yavrucum." "Amin babaanne."dedi Oğuz başını ağırca sallarken. "Bak uyku uyuyamam akşam ara beni haber et. Oldu da evet derse teklifine. Hazırlığa başlayalım hemen. İstemedir nişanıdır. Kına düğün, çok işimiz var çok. Ama Allah güç kuvvet versin. Her bi' şeyini eksiksiz yaparız." "Bakalım babaanne, oldu da evet dedi. Leyla ne der, ne ister ona bakarız. Onun gönlü çok kırıldı zamanında , istiyorum ki artık her şey onun güzel gönlüne göre olsun." "Yaparız aslanım."dedi Ali Kağan bey kendinden emin bir şekilde. Gelip giden ziyaretçilerin ardı kesilmedi. Ziyaret saati bittiğinde boşalan odanın kapısında gözüken Atakan, kucağında tuttuğu koca buket karanfille abisine bakarak sırıtıyordu. "Hastane yönetimine ne kadar dil döktüm bilemezsin. Araya amcamla Hazar da girdi de sonunda kabul ettiler. Aldığımız gibi bırakma teminatı karşılığında onay verdiler."dediğinde Oğuz duyduklarıyla gülümsedi. "Bunlar çok güzel ya."diyerek kuzeninin yanına yaklaşan Hazal, Atakan'ın kucağından aldığı buketin güzel kokusunu…