AĞIR MİSAFİR
Yazar: Simiyyiii

Yerimden hareket edemedim. Kimseden ses çıkmadığı bir andaydık. Duvardaki saatin ince telinin sesini duyabileceğim bir sessizlik hakimdi salonda. Çalan zil ,bu sessizliği keskin bir bıçak gibi böldüğünde annem ayaklandı. Yanımdan kalkışını hissettim ama ona doğru dönemedim. Aleyna yemeği biten Alpi alarak üst kata çıktı. "Doğru mu bu?"diye sordum bakışlarını benden kaçıran Atakan'a , yerli yersiz başını iki yana salladı ama doğruydu. O neler yaşamıştı? Onlar neler yaşamıştı. "Ne zaman?" sorumla tekrar gözerimin içine baktım. "Leyla, anlatacağım." diye konuya dahil olan Oğuz'a baktım. Yapma diyordu sanki gözleri. Sorma diyordu. Yapmamam için bir sebep göremiyordum. Salonun kapısında görünen annemin gözleri dolu doluydu. Bir kaç kez gördüğü bu genç adam için üzülmüştü belliki. Hemen ardında gördüğüm Talha, şehir dışından dönmüştü sanırım. Abimler buradayken şehir dışına çıkmayacağını biliyordum. Burada olmak istememişti. Gelişi bence onların gittiğini düşündüğündendi ama erken gelmişti. "Ne zaman oldu?" diyerek sorumu yineledim. "Üç sene oldu, üç senedir ampute bir bireyim." Başını dik tutarak benim sorumu yanıtlayan Atakan ile başımı yere eğdim. Gözlerim ellerimde sabitlendi ama hıçkırıklarım herkesin gözü önündeydi. İlk defa bu kadar yıkıldığımı hissettim, burnum düşse eğilip yerden almayacağım insanlar karşısında böylesine aciz hissetmek boynumu bükmüştü. Masadaki hareketliliğin farkındaydım ama oralıklı değildim. Aldığım nefesten utandım. Az önce içtiğim su boğazıma dizildi. Çok utandım çok, kendi adıma öyle utandım ki. En çok karşımdaki adama kızgındım. Aslında çok haklıydı. Beni ve oğlumu bunca şeyden korumak için uzak durmuştu değil mi benden, bizden. Ama vicdanım sızlıyordu. Kaç gün geçmişti. Her şeyden habersiz, her şeye sağırdım. Hepsine kördüm. Hak etmiyor muydum? Onlarla ağlayıp onlara destek olmayı hak etmiyor muydum? Çok utandım. Bilmediğim bu gerçek yüzüme vurulduğunda kendimden çok utandım. "Leyla, bana bakar mısın?" diyen Feyza hanımın sesiydi. Olduğum yerde titrediğimi ve bana seslenen insanların seslerini anca duyuyordum. "Özür dilerim." dedim mırıltılarla. Kimden, neyden, ne için özür dilediğimi bilmeden özürler diledim. "Sakin ol, derin nefes al canım." dediler. Aldığım nefes bedenime haram gibi geliyordu. Bana dokunan, ellerime kolonya döken ellerden sıyrıldım. Ev terlikleriyle evin dışına kendimi attığımda kimsenin gelmesine müsaade etmemiştim. Evin kapı önünde merdivenlere oturabildiğimde şükrettim. Nefes aldığımı dudaklarımdan çıkan yoğun buhardan anlıyordum. Dizlerimi kendime çektim. Ellerimle alnımı ovuşturdum. Ağlamaya devam ettim. Kapının diğer tarafında yanıma gelmek için çabalayan insalar vardı birileri birilerini durdurdu. Aksayarak gelen adım seslerinin sahibini az önce öğrenmiştim. Başıma iğneler saplanıyordu. "Oturayım mı yanına?" diye soran Atakan'ın yüzüne bakmaya çekindim. Başımı ağırca salladım. O yanıma oturdu. Otururken merdivenlerin korkuluğundan destek aldı. Gayet rahattı hareketleri. Alışmıştı. Nasıl alışılırdıki bu duruma? Bazı sabahlar bacağım uyuşarak uyandığımda hareket ettirmeye çalıştıkça canım yanar bir kaç dakika otururdum olduğum yerde. O ise bununla yaşıyordu. "Neden bakmıyorsun yüzüme?"utanıyordum. "Özür dilerim." dedim yine, göz yaşlarımla ıslanan elime uzandı elleri, avucunun içine aldı. Titreyen ellerimin üşüdüğünü daha yeni anlamıştım. Onun sıcak elleri ısıttı ellerimi. "Çok özür dilerim Atakan." diye yineledim. "Niye?" diye sorduğunda yavaşça başımı kaldırıp göz ucuyla ona baktım. Alaylı bir gülümseme vardı yüzünde. "Sen mi sıktın o kurşunu? Ya da sen mi kaçırdın bizi. Sen mi yaptın?" diyerek elimdeki ellerinden birini sırtıma götürüp beni kendine çekti. Başım göğsüne düştü. Onun hep eğlenceli hallerine alışkındım ama şimdi olgun bir adamla konuşuyordum. "Nasıl oldu?"dediğimde derin bir nefes aldı. "Arkada kapalı bir kış bahçesi var sanki, girerken gözüme takıldı. Orada konuşalım mı? Üşümüşsün hasta olma." başımı salladım ve ayaklandım. "Güzel kahve yapıyordun eskiden.…