Leyl

İhanet

Yazar:

Leyl - Hima🪽 kitap kapağı
Leyl kitap kapağı

 Bir hışımla elimdeki sanal gerçeklik gözlüğünü yatağa fırlattım. Oyun konsolu da sertçe yere çarpıp birkaç kez sekerek halının üstünde durdu. Bu oyunu kazanmak için bütün gece uyumamış, saatlerce ekran başında çürümüştüm. Ve şimdi son anda kaybetmek sinirlerimi altüst etmişti. Adrenalin yüzünden nefesim hâlâ düzene bile girmemişti. Kalbim göğsümün içinde deli gibi atıyordu. “Oyunun efektlerini nasıl bu kadar gerçekçi yapmayı başarmışlar? Bir an gerçekten oyunun içindeyim sandım.” Başımı geriye yaslayıp gözlerimi kapattım ama zihnim hâlâ az önce yaşadığım sahnelerin içindeydi. Kulaklarımda patlama sesleri çınlıyor, sanki tenimde hâlâ o dijital dünyanın soğuk rüzgârını hissediyordum. Tam sakinleşmeye çalışırken gözüm duvardaki saate kaydı. Bir anda yerimden fırladım. “Çüş ama Nalin!” Saat sekiz buçuktu. Benim ise dokuzda işte olmam gerekiyordu. Ama şu an işe yetişmem için mucizeden fazlası lazımdı. Odamın içi resmen savaş alanına dönmüştü. Cips paketleri, enerji içeceği kutuları, yerlere saçılmış kıyafetlerin üstünden atlaya atlaya dolabıma koştum. Üzerimdeki bana birkaç beden büyük gelen siyah tişörtü çıkarıp odanın köşesine fırlattım. Elime geçen ilk beyaz tişörtü hızla üzerime geçirirken saçlarım yüzüme yapışıyordu. İşten döndükten sonra günlerdir yapmam gereken temizliği haletmem lazımdı. Aynanın karşısına geçtiğimde gördüğüm manzara karşısında yüzüm düştü. “Nalin bebeğim sen insanlıktan çıkmışsın resmen.” Yeşil gözlerimin altı morarmıştı. Solgun tenim yüzünden uykusuzluğum daha da belirgin görünüyordu. Saçlarımsa tam bir felaketti. Dağınık topuzumu çözdüğüm anda siyah dalgalar omuzlarıma döküldü ama resmen birbirine düğümlenmişlerdi. “Harika. Gerçekten harika.” Saçımı tararken birkaç saç teli kopunca sinirle homurdandım. Sonunda saçlarımı sertçe tarayıp sıkı bir at kuyruğu yaptım. Yüzümü buz gibi suyla yıkadım ve dişlerimi de fırçalayıp, olabildiğince hızlı şekilde hazırlanmamı bitirdim. Evim küçük olduğu için birkaç adımda kapıya ulaşabilmiştim. Vestiyerin üstündeki çantamı kaptığım gibi spor ayakkabılarımı ayağıma geçirip dışarı fırladım. Çalıştığım kafe evime yakındı. Eğer hiç durmadan koşarsam on beş dakikada orada olabilirdim. Ve derince nefes alarak koşmaya başladım. İzmir’in sabah serinliği yüzüme çarpıyor, ciğerlerim yanıyordu. Sokaklar henüz tam kalabalıklaşmamıştı. İnsanlara çarpa çarpa ilerliyor, kırmızı ışıkları bile umursamıyordum. Ta ki birine sertçe çarpana kadar. "Ah!” diye inledim. Bir anda dengemi kaybedip yere kapaklandım. Karşımdaki yaşlı adam da benimle birlikte düşmüştü. “Allah kahretmesin ya!” Hemen doğrulup yaşlı adamın yanına çömeldim. "Ben çok özür dilerim amcacığım! İyi misiniz?” dedim. Adam dizini tutup yavaşça doğrulurken gözlerini bana dikti. O an içime garip bir huzursuzluk çöktü. Bana öyle dikkatli bakıyordu ki sanki beni yıllardır tanıyormuş gibiydi. Bakışları özellikle gözlerimde takılı kaldı. Bir anlığına ürperdim. Saçları kar gibi beyazdı. Yüzü derin kırışıklıklarla doluydu ama gözleri tuhaf şekilde canlıydı. “İyi misin amcacığım?” diye yeniden sordum. Adam birkaç saniye boyunca yüzümü incelemeye devam etti. Sonra hafifçe başını eğdi. “İyiyim kızım. Merak etme bir şey olmadı bana.” Sesinde anlamlandıramadığım garip bir ton vardı. Sanki normal bir cümle kurmuyor da ima yapıyordu. Yaşlı adam birden yerdeki eşyalarımı toplamaya başladı. Bende hemen eğilip etrafa dağılan eşyalarımı çantama yerleştirmeye başladım. Yerde ki telefonumu da alıp çantama koyduktan sonra yaşlı adam çantamı bana uzattı. Ellim, çantayı alırken yaşlı adamın ellerine değişmişti. Teni buz gibiydi adamın. Refleksle geri çekildim. Yaşlı adam bunu fark etmiş olacak ki yüzünde belirsiz bir ifade oluştu. Ardından hiçbir şey söylemeden arkasını dönüp yürümeye başladı. Ben ise olduğum yerde kalmış onu izliyordum. İçime sebepsiz bir sıkıntı çökmüştü. Adam sokağın köşesinden kaybolduğu anda derin bir nefes verdim. “Tamam Nalin sakin ol. Fazla oyun oynadığın için iyice paranoyaklaşmaya başladın.” Kendi kendime söylenip çantamı…

Bölümün tamamını WritePad'de oku