GİRİŞ
Yazar: Elif Naz ÇAVUŞ

"Leyla, birazcık daha oynasak olmaz mı ya?" dedi kafasını omzuna doğru eğerek. "Saat kaç ki?" "20.34" "Nevin babam gelecek. Daha eve uğramadım nerdeyse." "Erdem amcam kızmaz kii" dedi yalvarırcasına. Benim de içim oynamak için kıpır kıpır ediyordu ama babam gelmeden evde olmak istiyordum. "Tamam" sonunda. "Oynayalım ama sadece 15 dakika." "Tamam mı?" dedim hafifçe göz kırparak. "Tamam" dedi sırıtarak. Sokağın kenarına dizdiğimiz mutfak setine doğru yaklaştım. Ben de Nevin'in yanına, kaldırıma oturdum. Yanımdan hiç ayırmadığım bebeğimi elime aldım. Bebeğimi canlandırarak Nevin'in bebeğine doğru yürüttüm. O yemek hazırlamıştı ben de ona misafirliğe gitmiştim. Daha doğrusu gidiyordum. Ağzımla kapı tıklama sesi yaptım "tık tık tık" "kim o?" dedi Nevin cırtlak bi sesle. Arkamdan tanıdık bi erkek sesi "Been." dedi. Arkamı döndüğümde elinde ekmek poşetiyle babamı gördüm. Dikilmiş gülümseyerek bize bakıyordu. Yine çok yorulmuşa benziyordu. Gözlerinin altı şişmiş, omuzları hafif düşmüştü. Buna rağmen en güzel gülümsemesiyle bize bakıyordu. "Baba" diye fırladım yerimden. Koşarak yanına gidip sıkıca sarıldım. Babam benim her şeyimdi. Ciddi manada her şeyim oydu. Nevin ve babam hariç başka hiç kimsem yoktu. Annemi doğumumda kaybetmiştim. Doktorlar riskli olduğunu söylediği halde o beni doğurmayı kabul etmiş ve hayata ardında beni bırakarak gözlerini yummuştu. Onu hiç görmesem de, kokusunu içime hiç çekemesem de...Ona olan sevgim ve saygım sonsuzdu. Babamın da etkisi olacak ki o hep yanımda gibi hissediyordum. Annesiz büyümüştüm, kimsesiz büyümüştüm, yarım büyümüştüm... Onun ölümünden, benim doğumundan, kara 7 Mayıs'tan tam 10 yıl geçmişti. Evet, yarın 10'uma basıyordum. Yarım bir yaşa daha giriyordum... "Kızımm" dedi babam beni sımsıkı sarmalarken. "N'aptın bugün?" dedim geri çekilerek. "Aynı" dedi elini klasik şekilde havada sallayarak. "Görev işte" "Göreev" dedim sırıtarak. Elimi mikrofon şeklinde babama doğru uzattım; "Bugünki göreviniz neydi Erdem Bey?" Babam tam cevap verecek gibi olmuşken sustu. Kısık sesle 'bir dakika' dedi bana. Arkama bakıyordu, Nevin'e doğru. Bana gülümseyip Nevin'e doğru adımlamaya başlarken "Nevin" dedi. "Sen nasılsın çiçeğim?" Nevin yerdeki oyuncaklarla oylanan gözlerini babama çevirdi "İyiyim Erdem amca, sen?" "Oy yerim" dedi babam. Ne zaman bizi birlikte görüp sevinse böyle derdi. "Ben de iyiyim ne yapıyordunuz bakalım?" "Leyla'yla oyun oynuyorduk. Az önce gidecekti de ben bırakmadım." dedi yine sinsi gülümsemesini yüzüne takınarak. Cevabına karşılık babam da güldü. Nevin'in de babası yoktu. O yüzden küçüklüğümüzden beri babam ona da babalık yapmaya çalışırdı. Birlikte büyümüş sayılırdık. Sanki birlikteyken iki yarım bir tam yapardık. Onun babası eksikti, benim annem... Sahi hangisi daha zordu. Annesizlik mi, babasızlık mı? Gerçi acılar kıyaslanabilir miydi? Babasını hiç görmemiş masum bir çocukla, annesini hiç görmemiş masum bir çocuk kıyaslanamazdı ki. Nasıl kıyaslayabilirdiniz? Biraz daha konuştuktan sonra Nevin'le birlikte oyuncaklarımızı topladık. Her şeyi kutusuna yerleştirdim ve Nevin'e verdim. Bebeğimi de aldıktan sonra Nevin'le kucaklaştık ve babamın yanına doğru koştum. Artık eve gitme vakti gelmişti. Nevin'le aynı sınıftaydık, bu yüzden neredeyse tüm gün birlikteydik. Babamla Nevin'lerin sokağından çıkıp kendi sokağımıza girdik. Sanki sokak da yorulmuştu, istirahat etmesi gerekiyordu... Evimizin önüne geldiğimizde babam cebinden evin anahtarını çıkardı ve kapıyı açtı. Okuldan gelince evi toplayamamıştım ama yine de çok dağınık değildi. Gerçi ben evde olmadığımda evi dağıtacak bir şey de olmuyordu. Açık konuşmak gerekirse düzenli bi kızdım. Babam da hep böyle derdi. Babamın dilinden düşürmediği iki huyum vardı. 1) düzenli olmam 2) inatçı olmam. Ama inatçılığım düzenimi geçerdi. Annemden almışsın inadını derdi hep. Bunu demesi içimdeki yarayı tetiklese de hoşuma giderdi. Eve girdikten sonra babam duşa girdi. Ben de yiyecek şeylere bakındım. Buzdolabını inceliyordum ki babamın duştan çıktığını duyd…