BÖLÜM 9: Figüran
Yazar: Dennis Soikan

*** Kendi hayatımda bir figüran gibiydim. Dışarıdan izliyor, şahit oluyor ve yorumluyordum ama dahil olamıyordum. *** Mahkeme Günü Saat 09:45 Avukatımızla birlikte duruşmanın görüleceği salona doğru ilerliyorduk. Kalbim heyecandan deli gibi atıyordu. Hakimin bugün verecek olduğu karar benim hayatımı büyük oranda değiştirecekti. Ya özgürlüğe gidecektim ya da cehennemim en derin çukurunda ızdırap çekecektim. Bu iki durum yalnızda hakimin iki dudağının arasından çıkacak olan kelimelere bakıyordu. Gerginliğimi yüzümden okuyan annem, elimi güven verircesine sıkıp gülümsedi. Onun gülümseyişi korkumu azaltmamıştı belki ama cesaret vermişti. Salonun girişine geldiğimizde kapıda bekleyenlere dikkat kesildim. Serkan, yandaşları, avukatı ve kelimenin tam manasıyla ‘torbacı’ kılıklı birisi vardı. Suçu üstelenen kişinin o olduğu ortadaydı. Serkan ve yandaşları klasik olan, ‘Suçluyum ama takım elbisem var bu yüzden beni serbest bırakmalısınız.’ Tarzında giyinmiş isimlerimizin okunmasını bekliyorlardı. Giydikleri takım elbiseleriyle birlikte onları cezaevine uğurlamak en büyük isteğimdi lakin bunu nasıl yapacaktık bilmiyordum. Avukat Ahmet Bey, elinden geleni yapacağını söylemişti ama bana en sonki görüşmemizden bu yana hiç güven vermiyordu. Zira karşı taraf da suçu üstlenip itiraf eden biri vardı ve bunun için emimin her şeyin en ince ayrıntısına kadar düşünmüş olmalılardı. Bizim geldiğimizi ilk fark eden kişi Serkan olmuştu. Yüzünde beliren muzip sırıtması kendine fazlasıya güvendiğinin göstergesiydi. Resmen gözlerinden ‘Kazanacağım,’ dediği okunabiliyordu. Bunun olmaması için dua edip avukatıma güvenmekten başka çarem yoktu. Mahkeme salonundan çıkan mübaşir elindeki kâğıda bakarak isimlerimizi okudu. “Davacı Deniz Soykan, Davalı Serkan Öztürk, Davalı Ali Kandemir. Mahkeme salonuna!” Üstümü başımı düzelttikten sonra derin bir nefes alarak salona ilerlemeye başladım. Seyit elini omzuma atıp, “Merak etme her şey hallolacak,” dedi. Buna karşılık yapabildiğim tek şey gülümsemek oldu. Seyit ve annem hakimin karşısındaki izleme yerlerine otururken ben ve avukatım Ahmet Bey de hakimin sağındaki yerlerimize geçtik. Hemen karşımıza Serkan ve avukatı da yerleşince mahkeme başlamış oldu. “Davalı Serkan Öztürk, yargılandığı ancak suçun başka biri tarafından üstlenmesi üzerine serbest bırakılmıştı. Karşı tarafın bu duruma itiraz etmesi nedeniyle soruşturma dosyası tekrar açıldı. Bunun için bir şey söylemek ister misiniz Serkan Bey?” Serkan önce hakime sonra bana baktı. Gözlerinin en derinine bakarak aklından ne geçirdiğini saptamaya çalıştım ama başarılı olduğum söylenemezdi. Ayağa kalktı ve sözlerini sıralamaya başladı. “Size daha önce de söylediğim gibi. Arkadaşım Deniz’e zarar veren biz değildik. Olay esnasında tesadüf eseri oradan geçiyorduk. Kavgayı gördük ve engel olmak için gittik. Ama çoktan adamlar kaçmıştı. Yerde Deniz’i o halde görünce hemen ambulansı aradık. Kayıtlarda da geçiyor zaten.” Onların kafalarında kurmuş oldukları bu komik senaryoya karşılık kendi kendime dalgaya almakla yetindim. Beni kurtarmaya gelen süper kahramanlar! O kadar iyisiniz ki sağ olun! Avukatımız Ahmet Bey Söz istedi. “Serkan Öztürk saldırıyı kendisinin gerçekleştirmediğini söylüyor ancak müvekkilim Deniz Soykan’ın tırnağının içinden çıkan deri parçalarında ne tesadüftür ki Serkan Bey’in DNA’sı bulundu.” Elindeki mavi dosyayı Hakime verip geri yanıma dönüp Hakimin dosyayı okumasını bekledi. Birkaç kez kafasını aşağı yukarı sallayan Hakim, Serkan’a dönerek söyleyecek bir şeyi olup olmadığını sordu. Serkan afallamıştı. Böyle bir hamle yapılacağını beklemediği kesindi. Gerçi benimde haberim yoktu böyle bir dosyadan. Avukatım bana bakıp gülümsediğinde onları köşeye sıkıştırdığımızı anlamıştım. Serkan endişeli gözlerle avukatına bakıp yardım istedi. Avukat Hanım ayağa kalktı. “Dilek Hanım, buyurun sizi dinliyoruz,” dediğinde gözüm daha önce dikkatli bakmadığım kadına kaydı. Uzun boylu, ince bedenli, at kuyruğu yaptığı saçlarıyla adeta görsel bir şölen sunuyordu. “Hakim…