BÖLÜM 5: Cevapsız Sorular
Yazar: Dennis Soikan

*** Özür dilemek her yaraya iyi gelmezdi, ruhumda açılan yaralar gibi… *** Okulun bahçe kapısına geldiğimde duraksayıp bu koca binanın bana hem ne güzellikler hem de ne berbat anlar yaşattığını anımsadım. Her şeyin başladığı o mekân ve yaşanılanlar gözümün önüne istemesemde geliyor ve beni rahatsız ediyordu. Hatırlamak istemiyordum ancak beynim kontrolü ele geçirmişti. Bana, bunu ömrünün sonuna kadar hatırlayacaksın, dercesine gözümün önüne getiriyordu. Hastanede olanları düşünmeden edemiyordum. Serkan’ın benden af dileyişini, yaptıklarından pişman olduğunu söyleyip yeni bir sayfa açmak istemesini... Hâlâ ciddiyeti konusunda endişelerim vardı ama gönlüm onu affetmek, güvenmek ve denemek istiyordu. Sonucunda ne olacağını bile kestiremiyorken ona şans vermiş olmam içimdeki huzursuzluğu arttırıyordu. Bu sefer yanılmak istiyordum. İçimdeki huzursuzluğun boşa olduğunu görmek istiyordum. Bazen düşünmüyor değilim -aslında her zaman düşünüyorum- kilolu, çirkin birini kim ne yapsın? Neden insanlar yanlarında bu görünüşte birini barındırmak istesin? Hiçbir zaman bunun cevabını bulamadım ve de bulamayacak gibiyim. Beynimi kemirip bitiren düşüncelerimden sıyrılarak okul binasına giriş yaptım vesınıfımın olduğu kata gitmek için kütüphane koridorunu kullandım. Kütüphanenin önünden geçerken yine beni huzura sürükleyen kitap kokularını ve o mis gibi kokan parfümü alan duyularım çoktan vücuduma huzur vermeye başlamıştı. Şu okulda beni mutlu eden tek insanın kokusunu duymak kendimi iyi hissettirmişti. Seda hocamın o kokusunu nerede duysam tanırdım. Adımlarımı ağırlaştırıp kütüphane kapısına yöneldim ve cam kapıdan içeriye göz attım. Tahmin ettiğim gibi her zamanki yerine oturmuştu. Önünde kahvesi, yan tarafında telefonu vardı ve her kitap okuyuşunda dinlediği o şarkı çalıyordu. Yanından hiç ayırmadığı Küçük Prens defteri de hemen baş ucunda, içindeki yapılacaklar listesine tik atılmasını bekliyordu. Beni fark etmemesi için sessiz olmaya gayret göstererek cam kapıdan uzaklaşıp sınıfımın olduğu kata çıkmak için merdivenlere yöneldim. Eğer beni görseydi önce halimi hatırımı sorar, onun ardından kavgaya karıştığım için güzel bir azar çekerdi. Şu an sorguya çekilmek istediğimi sanmıyordum. Adımlarım beni sınıf kapısının önüne getirdiğinde yüreğimde hissettiğim tedirginlik oradan kaçmamı söylüyordu. Kapının ardında her daim gördüğümaşağılayıcı bakışlar vardı. Ve tabii ki yüzünü görmekten endişeli olduğum kişi, Serkan. Kendisini ne kadar affetmiş olsamda bu bir anda samimi olacağımız anlamına gelmiyordu. Zira yüzüne her baktığımda aynı şeyleri defalarca kez yaşayacaktım. Korkarak sınıfımın kapısını tıklattım ve içeri girdim. Edebiyat öğretmeni Muhsin Hoca önce yüzüme baktı. Olanları duyduğu yüzünde beliren acıma ifadesinden açıkça belli oluyordu. Hiçbir şey söylemeden sadece girebilirsin anlamında başını salladı. Her zamanki yerime yerleşip çantamı koymuştum ki Serkan yanımda bitiverdi. Hiçbir şey söylemeden kitap ve defterlerini masanın üzerine koyup gülümsedi. Nasıl hiçbir şey olmamış gibi davranabiliyordu aklım almıyordu. Belki de kendini bir an önce affettirmek istiyor olabilirdi. Gözlerine baktığımda bunu gerçekten isteyerek yaptığını anlıyordum. Aynı gülümsemeyle karşılık vermeye gayret edip eşyalarımı çıkardım. Yarı sıkıcı yarı eğlenceli geçen derslerin ardından bahçeye hava almaya çıktım. Yanımda getirdiğim ve sonunu fazlasıyla merak ettiğim kitabımla birlikte bir banka oturup kaldığım yeri açarak okumaya devam ettim. Etraftaki öğrencilerin sesleri neden bilmediğim bir şekilde beni çok rahatlatıyordu. Bu sayede daha hızlı okuyabiliyor ve kitaptan zevk alabiliyordum. Kitabımın en heyecanlı sahnesine denk geldiğim sırada oturduğum bankın ağırlaştığını hissedip o yöne doğru döndüğümde görmeyi beklediğim yüz yerine görmeyi hiç ummadığım harelerle karşılaşmıştım. Hadi ama neden hepiniz kitabın en heyecanlı anında geliyorsunuz ki? Birkaç ay önce saçma sapan sebep yüzünden arkadaşlığımızı bitiren ve olmadık şeyler söyleyen o çocuk, şu an yanımda otu…