BÖLÜM 3: Tehlike Çanları
Yazar: Dennis Soikan

TEHLİKE ÇANLARI *** Hayatta kimseye güvenmeyeceksin demek saçmalıktır inan. Ama kime ‘iki defa güveneceğini’ hesaplamalı insan. *** Kulağımda kulaklık, gözlerim kapalı, düşlerim açık... Gecenin serin esintisi usulca tenime dokunuyor. Sokak boyunca yürüyorum, adımlarımda geçmişi taşıyarak. Yaşantımı, dostlarımı bir bir gözden geçiriyorum. Dostlarım dediğime bakmayın bir elin parmağını geçmez sayısı. Telefonumun çalmasıyla düşüncelerimden sıyrıldım. Arayan annemdi. Bekletmeden telefonu kulağıma götürdüğümde beni yemeğe beklediğini söyledi. Yemek yemek istemediğimi, söyleyip aramayı sonlandırdım. Biraz ötemde duran banka doğru ilerledim. Deniz tüm güzelliğiyle karşımdaydı. Banka oturduğum anda demirin soğukluğu vücudumu titretmişti. Ne kadar oldu oturalı kestiremiyorum ama karşıma ki bu dalga sesiyle düet yapan yakamozu bir ömür boyu usanmadan izleyebilirdim. Ruhumun huzurla dolduğunu hissedebiliyordum. Kolumun sertçe dürtülmesiyle yerimden sıçradım. Endişeyle etrafıma baktığımda günün çoktan aydınlanmış olduğunu görmek kalbimin hızla atmasına neden oldu. Kahretsin! Sabaha kadar burada kalmış olamazdım! Bu da o aptal rüyalardan bir tanesi değil mi? Lütfen öyle olsun, diye kendi kendime söylenirken hemen yanımda oturan ve beni uyandıran kişiye baktım. Serkan’dı bu. Şu an için uğraşmak isteyeceğim en son kişiydi. Gözlerimi devirmeden edemedim. Hâlâ yüzünde hiç gitmeyen aptal gülümsemesi vardı. “Günaydın tombulum. Evden mi kovuldun yoksa?” dedi hafif bir kahkaha atarken. Ellerimle yüzümü ısınması için kapayıp bir müddet öyle kaldıktan sonra tekrardan Serkan’a baktım. “Sana da günaydın ukala sevgilim. Eğer beni aşağılamak için geldiysen inan bana seni çekecek halim yok. Ayrıca beni nasıl buldun?” Saatime baktığımda saatin dokuz olduğunu gördüm. “Senin okulda olman gerekmiyor mu Serkan?” Sırıtmasını yüzünden eksik etmeyerek önüne döndü ve ellerini birleştirip denize bakmaya başladı. “Aynı şekilde seninde olman gerekmiyor mu?” Tek kaşını kaldırıp bana baktı. Benden cevap gelmediğini anladığında yüzünü denize doğru çevirdi. “Ben ne zaman istersem okula o zaman giderim.” İşte o beklediğim cevap. Gözlerimden hâlâ uyku akıyordu ve karnım acıkmıştı. Elimi cebime atıp telefonu çıkardığımda annemden sayısız cevapsız çağrı olduğunu görünce hemen bildiğim tüm duaları okuyup arama tuşuna bastım. Birkaç çalışın ardından telefonun ucundan bir kükreme duyduğuma yemin edebilirim. Fazla kızgındı ve haklıydı. Benim de çocuğum içmiş gibi bir bankta sızıp kalsa ben de öfkelenirdim. Annemi biraz olsun yatıştırıp telefonu kapattıktan sonra yanımın boş olduğunu fark ettim. Ne ara gitmişti? Bu çocuğun yanında kendimi fantastik bir kitabın içinde gibi hissediyordum. Hem fantastik hem klişe. Bunları düşünecek vaktim yoktu. Halletmem gereken bir anne terliği davası vardı ve eğer çözemezsem sonum pek de hayra alamet olmayacaktı. Doğrulup eve doğru yol aldım. Kapıya anahtarı takmamla birlikte kapının birden açılması sadece birkaç saniyede oldu. Açılan kapının ardından yüzüme doğru inen sert bir tokatsa cabasıydı. Sanırım sağ yanağım felç geçirmişti. Siz benim sağ tarafımdan ne istiyorsunuz? Ortalama bir kadının aksine annem elleri mermerde dövülmüş kadar sert ve ağırdı ancak bunu sadece tokat attığında görebiliyordum. Yanağımı tutarak masum bir çocuk gibi içeri süzüldüğümde kapı gürültüye kapandı. Annem öfkeye bana, bense yavru köpek bakışlarıyla ona bakıyordum. Genel olarak bu bu taktik işe yarar ve annem yumuşardı ama bu sefer plan işe yaramadı. “Bu sefer hiç heveslenme. Cezadan kaçışın yok! Şimdi söyle bakalım, tüm gece hangi cehennemdeydin?” Tatlılıkla yüzüne bakarken içimden gülme isteği geldi ama şimdi annemin karşısında ona doğru gülersem cezam katlanabilirdi. “Dışarıdaydım.” “Hakikaten mi? Bak ben bunu bilmiyordum! Onu mu diyorum ben! Nerede uyudun onu soruyorum?” Aslında sorusunu anlamıştım ama belki şirinlik yapmak onu yumuşatabilirdi. Daha birkaç saat önce yatıştırdığımı sanmıştım ama şimdi daha da alevlendirmiştim. “Söyleyeceğim ama kızmayacaksın, t…