BÖLÜM 2: Kördüğüm
Yazar: Dennis Soikan

“Bir duyguyu öldürmek, bir mevsimi yok saymak gibi, o kadar zalim, o kadar sessiz.” *** “Yanıma gel!” diye bağırdı gözlerimin içine bakarak. “Sen kimsin?” Korkuyordum. Sadece yüzünü görebiliyordum. Vücudu simsiyah, gözleri bembeyazdı ve ona baktığımda hipnoz olmuş gibi hissediyordum. Sanki o bembeyaz gözlerde beni içine çeken bir şey varmış gibiydi. “Yanıma gel!” dedi tekrar. Bu sefer sesi daha ürkütücü gelmişti. O an hipnozdan çıkmış gibi gerçekliğe döndüğümde kendimi sırt üstü yatarken buldum. Dirseklerimden yardım alarak ondan uzaklaşmaya çalışırken korkudan bağırıyor, korkutmaya çalışıyordum. Sanki başarabilecekmişim gibi… “Sana kimsin dedim!” Sesimin titremesine engel olamamıştım. Karşımdaki de korkumu sezdiğinde tuhaf bir şekilde sırıtmaya başladı. Bana doğru eğilip uzun tırnaklarını omuzlarıma bastırıp etimi kesmeye çalıştı. Bedenimde hissettiğim, bıçaktan keskin tırnaklar canımı ne kadar yaksada bağırmamaya çalıştım. Karşımda ne olduğunu bilmediğim bir şey vardı ve bağırdığımda daha sert saldırır korkusuyla sesimi çıkaramıyordum. Soruma cevap ver diye bağırmaya, batırdığı tırnaklarını daha derine sokup beni sarsmaya ve çekiştirmeye başladı. Çok korkuyordum. Konuşamayacak duruma geldiğimde boşta kalan diğer eliyle boynumu tutup kar beyazı gözlerine bakmaya zorladı. Gözlerimi kapatmaya çalıştım, yapamadım. Bedenim sanki bana engel oluyor gibiydi. Kontrolümü kaybetmiştim. Gözlerinden minik parıltılar çıkmaya başladığında tüm hareketim kesilmişti. Felç geçirmiş gibiydim. Hissediyor ama hareket edemiyordum. Onun gözlerinden çıkan ışık hüzmeleri benimkileri sardığında artık karşımda o değil, sonsuz bir beyazlık vardı. Başka hiçbir renk yoktu. Sadece beyaz. Nasıl olduğunu bilmediğim şekilde kendimde güç bulup son kalan gücümle boynumu tutan kolunu sertçe tutarak benden çıktığına emin olmadığım sesimle bağırdım. Daha doğrusu kükredim. “YETER!” Bir anda yaratık -ya da her neyse- kayboldu. Artık gözümün önünde sadece beyazlık yoktu. Yavaş yavaş diğer renkler de yerlerine geldiğinde kendimi yatağımda buldum. Bu bir rüya mıydı? Hayır, rüya değil bir kâbus. Ama neden böyle bir şey gördüğüm hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu. Her geçen gün gördüğüm kâbuslar daha da şekilleniyor gibiydi. Yanı başımda dikilen annemi fark ettiğimde bana deliymişim gibi bakıyordu. Masada duran sürahiden bardağa su doldurup bana uzattı. Bir yudumda koca bardağı bitirmiştim. Yaşadığım korku ve heyecanla dilim damağım kurumuş, susadığımı annem sayesinde fark etmiştim. “İyi misin?” diye sordu elimi tutarken. Başımla onaylamakla yetindim. “Hadi hazırlan, okula geç kalacaksın.” Yine kafamla onaylamakla yetindim. Annem oturduğu yerden kalktı ve hazırlanmam için odadan ayrıldı. Yavaşça yatağımdan çıktım. Büyük ama sıradan kitaplığımın yanındaki kıyafet dolabımdan üniformamı ve kot pantolonumu çıkarıp üstüme geçirdim. Akşamdan hazır olan çantamı da koluma astıktan sonra aşağı inip anneme çıktığımı haber verip evden ayrıldım. Her gün aynı güzergahtan geçerken, kulaklarımda yine o tanıdık müzik çalıyordu. Öyle müzikleri çok sevdiğimden değil kafamı dağıtmak için ve bir şeyle meşgul olmak için. Okul kapısına yaklaştığımda içimde bir sıkıntı vardı. Sebebi ise bugün okulda sevdiğim tek kişi yoktu. Bugün kütüphanemde yalnızdım. Kapıdan içeri hızlıca girdim ve fazla kimseye görünmeden sınıfımın olduğu kata çıktım. Daha ikinci merdivende soluklarım hızlanmaya başlamıştı. Yavaşça araladığım kapıdan içeri girip kimsenin yüzüne bakmadan sırama geçtim. Yanımda her daim boş duran sandalyeye çantamı koyup içinden hâlâ bitiremediğim kitabı çıkarıp okumaya başladım. Kitap istediğim şekilde ilerliyordu ve şu an çok büyük bir savaşın tam ortasındaydı. İki taraftan kim kaybederse kaybetsin beni çok eğlendirecekti ki sayfanın üzerinde beliren bir el, savaşın sonunu okumama engel oldu. Elin sahibine baktığımda başımın tatlı belası olarak tanımladığım Serkan, yüzünden hiç gitmeyen yapmacık gülümsemesiyle gözlerime bakıyordu. Her okulun popüler bir çocuğu olurdu ve bizim okulun b…